Uhuvvet Ne Anlama Gelir?
Uhuvvet, Arapça’da kardeşlik mânâsına gelir. Kardeş denildiğinde akla ilk plânda aynı anneden ve babadan doğan kişiler gelir. Bu nesep kardeşliğinin dışında dinimizde bir de inanç kardeşliği söz konusudur.
“Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını bulun! Allah’a karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nail olasınız.” (Hucurat, 49/10)
Allah’a, Peygamber Efendimiz’e ve Kur’ân-ı Kerim’e iman edip aynı kıbleye yönelerek namaz kılan ve dua eden her mümin kardeştir. Birbirinin dostu, arkadaşı, yoldaşı ve gönüldaşıdır.
Böylesi bir kardeşlik bütün inanmış sineleri iman ve takva esasından kaynaklanan kardeşlik bağıyla birbirine kenetler. Âyet-i kerimede bu durum şöyle ifade edilmektedir:
“Hepiniz toptan, Allah’ın ipine (Kur’ân’ına/dinine) sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın…“(Âl-i İmrân, 3/103)
Kur’ân’ın öngördüğü kardeşlik, sevinçte ve kederde beraber olmayı, sevip saymayı, güvenmeyi, merhamet etmeyi, yardımlaşıp dayanışmayı gerektirir. Nitekim mü’minlerin iman hazzına erebilmelerini sağlayan sebeplerden biri, kardeşlerin birbirlerini Allah için sevmeleridir. Allah için birbirini sevenler, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde Arş’ın gölgesinde serinleyeceklerdir. Allah için birbirini sevenler, Allah için bir araya gelip hâl-hatır soranlar, sohbet edenler, Allah için birbirlerini ziyaret edenler, Allah için birbirlerine iyilik ve yardım edenler, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini hak ederler.
Peygamber Efendimiz, bize birlik hâlinde olmamızı, ayrılıp dağılmaktan şiddetle kaçınmamızı tavsiye etmekte, Allah’ın yardımının cemaatle (toplulukla/birlik-beraberlikte) beraber olduğunu, cemaatte rahmet, ayrılıkta ise azap olduğunu bildirmektedir.
Müminler, Bir Vücudun Organları Gibidir
Vücuttaki organlar bir gün kendi aralarında toplantı yaptılar. Hepsi mide için çalıştıklarından şikâyetçiydiler. Hâlbuki mide görünürde hiçbir şey yapmıyor gibiydi ve onlar olmadan da hiçbir şey yapamazdı. Oldukça sinirliydiler. Toplantının sonunda organlar artık midenin isteklerini yerine getirmemeye karar verdiler. Öyle ya, mide için çalışamazlardı.
Göz, ben bundan sonra seçmeyeceğim, diyor; eller, tutmayacağım; ağız gıdalarını kabul etmeyeceğini söylüyor; dişler çiğnemekten vazgeçtiğini haykırıyor; ayak, mide için adım atmama kararını ifade ediyordu.
Dediklerini yaptı, mideyi boş bıraktılar. Fakat aradan çok geçmemişti ki, gözler bulanmaya, eller titremeye, ağız kurumaya, dişler çürümeye, ayaklar takatsiz kalmaya başladı. Görünen o ki, mide onlarsız hayatını sürdüremese de onlar da midesiz yaşayamayacaktı.
Bir vücudu meydana getiren bütün uzuvların bir biri için çalıştığını ve böyle bir birliktelik olmadan yaşayabilmenin mümkün olmadığını anladılar. Demek ki, herkes birbiri için çalışıyordu ve her uzvun eksikliği hissedilecekti.
Efendimiz’in ifadesiyle mü’minlerin birbirlerine karşı durumu, tıpkı bir bedendeki organların, hücrelerin birbirleriyle olan durumu gibidir.
Nasıl, bedenin bir yeri ağrıdığında bütün beden aynı ağrıyı duyar; bedenin bir tarafındaki rahatsızlığın giderilmesi için nasıl tüm beden harekete geçerse, aynı şekilde, bir mü’minin rahatsızlığını tüm diğer mü’minler duymak ve onu gidermekle yükümlüdürler. Bir mü’mine yapılan kötülük, bütün mü’minleri harekete geçirir ve mü’minler her bakımdan birbirleriyle yardımlaşırlar.