Bismillahirrahmanirrahim, Bir zaman uzun boylu ve zengin bir genç geldi dedi ki; Namaz kılmak iyidir ama her gün her gün beş defa kılıyoruz. Bu bana çok geliyor, bazen usanıyorum. Bir de baktım ki içimdeki kötü huylu genç da aynı sözleri söylüyor. Ben de kendi kendime dedim ki içimdeki kötü huylu gence iyi bir ders vermeliyim çünkü içindeki kötü huylu gence iyileştirmeyenin hiçbir kimseye faydası olmaz O zaman dinle bakalım ey içimdeki kötü huylu genç; bu cahillikten ve tembellikten kurtulmak istersen sana şunları söylemek isterim
Birincisi; Şimdi sana sorarım ey içimdeki kötü huylu genç. Sen hep bu dünyada mı yaşayacaksın ki? Annen baban ya da deden bir imza mı atmışlar kâğıda hep burada kalman için? E böyle bir şey yok. Demek ki seni namaz kılmaktan usandıran şey hep bu dünyada kalma düşüncesi. Şimdi sana şunu söylemek istiyorum; Burada sonsuza kadar kalınmıyor. Tamam keyifli zamanlar da geçireceğiz ama bak Allah bize 24 saat vermiş bu 24 saatten bir saatini kumbaraya atar gibi bir seccadeye atsan yani 5 vakit namazını kılsan güzel, keyifli, rahat, hoş bir kulluk görevi yapmış olursun. Usanmayı bir tarafa bırak.
İkincisi: Sen yemek yemeyi çok seviyorsun özellikle hoşuna giden yiyecekleri hemen her gün yemek istiyorsun. Onları yemek seni hiç usandırmıyor, çünkü lezzet alıyorsun. Senin vücudunda lezzet almanı sağlayan dil var işte yiyecekleri küçük parçalara ayırmak için diş var, doygunluk hissi için mide var değil mi? Ancak sen sâdece bu maddî organlardan oluşmamışsın, çok önemli bir yapımız daha var: ruhumuz ve kalbimiz. Onlar da vücudumuz gibi lezzet almak ister, gıdalanmak ister. Kalbini üzecek birçok olayla karşılaşırsın meselâ anneni üzecek bir davranışta bulunduğunda annen sana darılabilir bu da seni üzer, ya da kardeşin hastalanabilir, sevdiğin komşu arkadaşın başka bir yere taşınabilir… Bunun gibi olaylar ruhunu sıkıp, kalbini üzebilir… böyle durumlarda kalp ve ruh gıdalanmak ister ve bu gıdayı sağlayan da namazdır çünkü üzüldüğün her şeyin sâhibi Allah’ın huzuruna çıkmak demek olan namaz seni rahatlatır…
Üçüncüsü: Bana namaz kıldırmak istemeyen içimdeki kötü huylu genç! Çok sabırsızlık yapıyorsun. Şimdi sana bir hikâye anlatayım da anla: “Bir savaş düşün. Sen de bir komutan ol. Tabii ki askerlerin var hem sağ tarafta hem sol tarafta hem de merkezde yani orta tarafta… Öyle bir şey oldu ki, sağ taraftan gelen düşman askerleri, beyaz bayrak kaldırıp teslim oldular ve senin asker kuvvetlerine katıldılar ama sen tutup senin askerlerinin çoğunu sağ tarafa düşman askerlerinin kalmadığı, olmadığı yere gönderdin… merkez bölgeyi yani orta tarafı zayıflattın. Hiç akıllıca değil öyle değil mi? (Bu hikâye aslında sana şunu anlatıyor; geçmiş zamanda kılmış olduğun namaz vazifesini düşünüp ah ne kadar çok namaz kılmışım demek, hikâyede olduğu gibi düşman sana katılmış sen oraya asker gönderiyorsun. Halbuki geçmişte kıldığın namazlar senin sevap defterine yazılmış sana kuvvet olmuş.)
Sol tarafa bakalım bir de Sol tarafta ise, düşman askerleri henüz gelmemiş. Gelmediği halde, endişelenip o tarafa da büyük bir askerî kuvvet gönderdin. Yine akıllı bir komutanın yapacağı bir iş değil bu (bu hikaye de sana şunu anlatmak istiyor; Gelecek günler henüz gelmemiş. O zamanlarda kılman gereken namaz ibadeti şimdi yok. Yok olan bir vazife için endişelenip, of daha kılmam gereken bir sürü namaz var deyip bugünkü sabrını (kuvvetini) bitiriyorsun. Böyle olunca da bugün kılman gereken namazlar için gerekli kuvveti bulamıyorsun)
Sen akıllı bir genç isen sana verilen bu kuvvetleri (hani komutandık ya) sağa ve sola boşuna harcayıp kuvvetsiz kalmazsın… Şöyle düşünebilirsin; ben 24 saatten 1 saatimi çok kıymetli, beni yormayan, nurlu ve güzel bir vazife yerine getirerek geçiriyorum… Son bir şey daha söylemek istiyorum bizim 3 tane sabır kuvvetimiz var.
Kötü işler (günahlar) yapmamak için gayret göstermek
Başımıza bir sıkıntı geldiğinde ya da üzüldüğümüzde sabır gösterip Allah’ımıza neden böyle oldu demeyip, şikâyet etmeyip Allah’ım sana güveniyorum demek
Namaz, oruç gibi ibadetleri yerine getirirken sabırlı olmak
Dördüncüsü: Namaz kılmak istemediği zaman içimdeki kötü huylu gence sersem demek istiyorum. Neden biliyor musun? Çünkü anlasa idi ki kıldığı namazın ücreti çoktur. Sonsuzluk dünyasında sırat köprüsü var geçilmesi oldukça zor olan bir köprü bu. Ama geçişi kolaylaştıran bir cennet aracı ya da Burak dediğimiz bir araç var. Bu araca yalnız namaz kılanlar yani cennet bileti olanlar binebilir hem de hızlıca geçer o köprüyü…
Allah namaz kılanlara cenneti veriyor ki orada her istediğin olacak ve sonsuza kadar kalacaksın
Şimdi baban gelse sana dese; Sana basit bir iş veriyorum bunu yaparsan müthiş bir hediyeyi kazanacaksın dese belki de 100 gün çalışırsın. Evet Allah ki hiç sözünden dönmez namaz vazifesinin karşılığında sonsuz hediyeler verir…
Beşincisi: Dünyayı çok seviyorsun biliyorum. Bu dünya sevgisi ile dolu olan ses diyor ki; benim dünya dolusu işim var, ödevlerim var, sınavlarım var, oyuncaklarım ile oyunlarım var, bilgisayar oyunlarım var. Bazen namaz kılmaya vakit bulamıyorum.
Ben de o sese diyorum ki; Acaba Allah seni sâdece dünya için mi yarattı ki bütün çalışmalarını ona göre yapıyorsun? Allah seni o kadar çok seviyor ki seni dünyadaki varlıkların hepsinden daha üstün yaratmış ama sen gerçek görevin olan namazı kılmaz isen diğer varlıklardan üstün iken daha aşağıya düşersin. Çünkü senden başka diğer canlılar Allah’a kulluk vazifesini yerine getiriyorlar. Onların ibadeti namaz kılmak şeklinde olmasa da kendilerine göre ibadet ederler. Senin en önemli görevin namaz kılmak, ondan sonra dünyada yapacağımız işlere, oyunlara vakit ayırıp ilgilenmemiz gerektiği kadar ilgilenmeliyiz.
Buna bir hikâye ile bakıp daha iyi anlayalım: Bir adam geldi ve sana dedi ki “Gel sana bir kürek vereyim şurayı kaz, çok değerli bir pırlanta bulacaksın” Sen desen ki “yok gelemem dersim var çizgi film izleyeceğim” Ne kadar akılsızca bir davranış olur. Bu şekilde kıldığın namaz sana çok büyük bir mükâfat kazandırır. Eğer terk edersen o sonsuz hediyeyi kaybetmekle beraber belki dünyada yaptığın işlerden de istediğin duruma kavuşamayabilirsin. İşte bu söylediğim 5 ikaz sana namaz kılmak için büyük kuvvetler verir. O halde haydi namaza
Kelepçelerin Çözülmesi
Bediüzzaman Hazretleri, Mardin’de iken Molla Said diye anılır. Molla Said ‘in Mardin hayatı hadiseli geçtiğinden, şehirdeki dalgalanmayı durdurmak maksadı ile Mardin Mutasarrıfı, Molla Said ‘i Savurlu Mehmet Fatih ve İbrahim isimli iki jandarmanın nezaretinde Mardin’den çıkarır. Savur ilçesinin Ahmedi köyü yakınından geçerken, namaz vakti gelir. Molla Said kelepçelerinin açılmasını ister. Jandarmalar kabul etmezler. Bunun üzerine kolundaki demir kelepçeler çözülür. Yere bırakır. Jandarmaların şaşkın bakışları altında abdestini alıp, namazını kılar. Namazdan sonra: “Biz şimdiye kadar muhafızınız idik, bundan sonra sizin hizmetkârınızız.” diyen jandarmalardan, kendi vazifelerini yapmalarını ister. Bu hâdise o günden sonra her sorulduğunda: “Olsa olsa namazın kerametidir.” diye cevap verir. Allah’a o kadar bağlı, O’nunla o kadar dolu, şirkin en küçük ve en gizlisine bile o kadar karşıdır ki, bir sefer ol sun nefsine tek pay biçmemiştir. O öyle olduğu için Bediüzzaman’dır.
Namazını Kaçırmamış
Zenbilli Ali Efendi, Bayezid-i Veli camisinin açılışında namaz için toplanmış olan cemaate mihraba yakın bir yerden şöyle diyordu:
Cemaat-i Müslimin! İçimizde ilk namazda imamlık yapmaya lâyık birçok zevat vardır. Hangisini ötekisine tercih edeceğimizi bilemez hâle geldik. Bu durumda sizlere şöyle bir teklif sunuyorum. Baliğ olduğu günden şu ana kadar hiçbir namazını terk etmemiş kim varsa namazı o kıldırsın. Şimdi lütfen böyle olan zat mihraba geçsin, bekliyoruz. Cemaat bir anda sükût kesilmişti. Kimse yerinden kalkmıyor, mihraba geçmiyordu. Bir kişi Zenbilli’ye doğru yürüdü, kulağına eğildi ve: – Rabb’ime şükürler olsun, şehzadeliğimde ve sultanlığımda, hazarda da seferde de bir vakit namazımı terk etmedim, dedi. Bu sözlerden sonra mihraba geçti. Yüreklerde coşku ve ürperti hasıl eden bir sesle ellerini kaldırdı ve: – Allahu Ekber! dedi. İmam, Sultan İkinci Bayezid Han’dan başkası değildi.
Bir millet nasılsa, öyle idare edilir. Bir şeyin içinde ne varsa üzerindeki onun kaymağıdır, o şeyin özelliklerine daha çok havidir. Bu hâdisede olduğu gibi, ihtimal Osmanlı süzülse idi, Sultan olarak karşımıza yine aynı şahıslar çıkardı.
Büyük Tabiî Esved bin Yezid’in Namazı
Hz. İmam’ın namaza karşı gösterdiği hassasiyet tarif edilemeyecek kadar büyüktür. Haris en-Nehaî anlatıyor: Esved’le beraber Mekke’ye yolculuk yaptık. Namaz vakti olunca ne halde olursa olsun, isterse sarp ve haşin bir yerde, isterse devesinin ayağının birisi yüksekte birisi alçakta olsun, hiç beklemeden hemen devesini çöktürür ve namazını kılardı. Bir günde 700 (yedi yüz) rekât namaz kıldığını düşünecek olursak namazı hakkında bir kanaate varmış oluruz. Esved’in cemaatle namaz kılmaya olan düşkünlüğünü de zikretmeden geçemeyeceğim. Esved bin Yezid’in cemaati kaçırdığı zaman başka mescide giderek cemaat arayıp, cemaatle namaz kılmanın sevabını ihraz etmeye çalıştığını İmam Buhari eserinde zikreder.
Esved bin Yezid’in gece namazıyla alâkalı şu vak’a daha çok ehemmiyetlidir. Esved’in evinin yakınında bulunan komşu çocuğu ne zaman gece dışarı çıksa, Esved bin Yezid’in taraçasında direk olarak zannettiği bir şeyin bulunduğunu görür. Bir gün artık o direği göremeyince annesine, “Esved bin Yezid’in taraçasındaki o direk ne oldu?” diye sorar. Annesi “Oğlum o direk değildi. O Esved bin Yezid idi ve geceleri daima kıyamda durur ve namaz kılardı. Fakat dün o zat vefat etti. Onun için sen onu orada göremedin” cevabını verir.
Büyük İmam Ebu Hanife’nin Namazı
İlim, fıkıh, ibadet, verâ ve cömertliği bir arada başarıyla yürüten nadide şahsiyet İmam-ı A’zam Ebu Hanife (r.a.), ibadetiyle de meşhur olanlardandı. Gece çok uzun süre ayakta kalarak namaz kıldığı için direk adı verilmişti. Kırk beş sene boyunca yatsı abdestiyle sabah namazını kıldığı aktarılmaktadır. Bu uygulamaya, yolda giderken, bir şahsın yanındakine “İşte şu giden, yatsı abdestiyle sabah namazı kılan Ebu Hanife’dir!” demesi üzerine başladığı da rivayetler arasındadır. Bazen sabahlara kadar ağlayarak bir ayeti tekrar ederdi.
Das Gebet