Zum Inhalt springen

14. Namaz, İmandan Sonra Gelen en Büyük Hakikattir

Namaz, İslâm’ın beş temel esasından biridir. O; dinin direği, duaların özü ve esası, insanı Allah’a yaklaştırmada hem bir vesile hem de yakınlaşmanın ta kendisidir. Bundan dolayı namaz, mü’min için büyük önem arz eder; o, dünyevî meşgaleler arasında geçiştirilecek bir iş değildir. Bırakın başka bir iş yüzünden onun ihmale uğramasını ya da aceleye getirilmesini, gerektiğinde her şey ona feda edilmelidir. Namaz, ibadet adına çok önemli bir esastır. Hatta içerdiği mânâlar itibarıyla ona “ibadetlerin özü” de denilebilir. Mü’min için her namaz bir miraç vesilesidir.

Namaz, Farsça bir kelimedir. Farsçada “tâzim (büyük saygı) için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamındadır. Salât kelimesinin karşılığı olarak Türkçeye geçmiştir. Kelime Kur’ân’da da “salât” kelimesi ile ifade edilmektedir.

Dinde ise namaz; Peygamberimizden görülegediği üzere kalbî, lisanî (dil), bedenî fiiller ve özel rükünlerden oluşan gayet muntazam bir ibadetin ismi olmuştur.

Allah pek çok yerde, imandan hemen sonra namazdan bahseder. Mü’minleri tarif ederken hep, “iman eden ve sâlih amel işleyen” şeklinde tarif eder. Sâlih amelin başı ise namazdır. Pek çok yerde de imandan sonra direkt namazı getirir. Daha Bakara Suresi’nin başında Allah mü’minleri, “gâibe iman edenler ve namazı dosdoğru kılanlar” şeklinde tarif eder.

Ensardan bir zat hurma bahçesinde namaz kılarken gözü hurma salkımlarının gölgesine ilişir ve kendisine geldiğinde kaç rekât namaz kıldığını unutur. Sonra da Hazreti Osman’a gelerek:

“Beni namazda oyalayan bu bahçeyi Allah yolunda feda etmek istiyorum.”

der. Hazreti Osman da bahçeyi elli bin dirheme satarak hazineye aktarır. O bahçe o tarihten sonra “elli binlik bahçe” diye anılır. Evet, kuvvetli bir Allah inancına sahip olan sahabi, kendisini Allah’tan alıkoyan bahçesini yine Allah yolunda feda etmeyi hiç zor görmüyordu. Namaz onların nazarında buydu.

Namazı Kaybetmek

Kıymetli bir eşyamız veya sevdiğimiz bir şey kaybolunca ne kadar üzülürüz değil mi? Günlerce etkisinden kurtulamadığımız kayıplarımız olmuştur. Izdırabımız da kaybettiğimiz şeyin kıymeti nispetinde olur. Sonuç itibarıyla bu kayıplar, bir gün er veya geç onlardan ayrılacağımız fani dünyaya ait kayıplardır.

Ama bir de öyle bir kayıp var ki mü’mini Allah’tan ayıran bir kayıptır. Mü’minin Rabb’ini kaybetmesidir. Ve böyle bir kayıp, akleden bir kalp için en büyük kayıptır. “Allah’ı kaybeden neyi kazanır, O’nu kazanan neyi kaybeder?” Mü’minin miracı olan namazı terk eden, Allah’ı terk etmiş, Allah’ı kaybetmiş demektir.

Secdesiz Baş

Şeytan, namaz kılmayan bir adamla arkadaş olmuş. Adamın Rahmân’a secde etmediğini görünce şöyle demiş:

“Ben Hazreti Âdem’e bir kerecik secde etmediğim için Allah’ın huzurundan kovuldum. Sen ise her gün beş vakit namazın bu kadar secdesini terk ediyorsun. Acaba sen ne olacaksın?”

İnsanlar, namaz kılmadıklarında kimin huzuruna çıkmadıklarını, nasıl özel bir davete gitmediklerini, bugün gitmedikleri huzura bir gün eli kolu bağlı götürüleceklerini düşünüp ürpermelidirler.

İnsanda “namazsız olmaz” anlayışı hâkim olmalıdır. Zira her şeysiz olur ama ebedî hayatın havası ve suyu olan namazsız olmaz, yaşanmaz.

İnsanların beynamaz (namaz kılmayan) olduğunu görenler, birlikte ateşe atlar gibi bunu çok normal zannetmektedir. Anneler, aileler, evlatlarına namazsız da yaşanılabilir izlenimi vererek zulmetmekte; onları korkunç bir akıbetin ve çirkinliğin içine atmaktadır. Merhametli bir annenin evladını böyle bir ateşe atması düşünülemez.

“Kulun Allah’a en yakın olduğu an secde anıdır.” ki bu, fani insanın ebedî Rabbiyle randevusu, buluşup konuşma şerefidir.

Geri Bildirim

Dieses Formular wurde gelöscht oder ist nicht verfügbar.