Namaza duran kimse; kendi kusurunu, günahını, küçüklüğünü, Allah’ın kusurdan ve acizden uzak olduğunu ve O’nun büyüklüğünü hatırlayarak “Sübhânallah” ve “Allahuekber” der. Allah’ın sonsuz nimetine karşı sonsuz şükür gerekir. Fakat bu şükür hakkıyla mümkün değildir. Ancak insan niyetiyle ve niyetini mümkün olduğunca amele dökerek bu şükrü yerine getirebilir. Bu da sağlam bir kulluk ve devamlı ibadetle olur. Kulluğun en bariz özelliği ve ibadetlerin özü ise namazdır. Namazda “elhamdülillah” kelimesi, bu şükrün dil ile ifadesidir.
Efendimiz namazla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“Namazdaki secde, kulun Allah’a en yakın olduğu andır.”
“Namaz, günde beş defa günahlardan arınmadır. Beş vakit namaz, herhangi birinizin evinin önünden akan ve günde beş defa yıkandığı suyu bol bir nehre benzer. Allah, beş vakit namaz sayesinde günahları yok eder.”
“Herhangi bir kimse, farz bir namazın vakti gelince onun abdestini tam alır, rükûsunu tam yapar ve o namazı huşû ile (Allah’a saygıyla ve O’ndan korkarak) kılarsa, o namaz, o güne kadar işlemiş olduğu günahlara keffâret olur. Bu her zaman böyledir.”
Selmân-ı Fârisî anlatıyor:
“Bir gün Allah Resûlü ile beraber bir ağacın altında bulunuyorduk. Ağacın bir dalını aldı ve salladı. Daldaki yapraklar dökülünce bana, ‘Niçin böyle yaptığımı sormayacak mısın?’ dedi. Ben de niçin yaptığını sordum. Buyurdu ki: ‘Bir Müslüman güzelce abdest alır ve beş vakit namazı kılarsa, şu yapraklar döküldüğü gibi onun da günahları dökülür.’”
Allah Resûlü zamanında iki kardeş Müslüman olur. Biri şehit olur, diğeri de bir sene sonra vefat eder. Talha bin Ubeydullah rüyasında, sonra ölenin şehit olandan önce cennete girdiğini görür ve durumu hayretler içerisinde Allah Resûlü’ne aktarır. Allah Resûlü şöyle buyurur:
“O sonradan ölen, şehit olan kardeşinden sonra altı bin küsur rekât namazını kılmadı mı, Ramazan orucunu tutmadı mı? O hâlde iki kardeş arasında yerle gök arası kadar fark vardır.”
Allah Resûlü’nün vefat ederken yaptığı vasiyetin tamamı şuydu:
“Aman namaza sarılın! Bakmakla yükümlü olduğunuz kimselerin (işçi, aile, yetim vb.) hukukunu gözetin.”
Ruhî Hayatımız İtibarıyla Namaza Muhtacız
Namazda ruhun, kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem bedenen de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer normal dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu sûretle bütün hayatını âhirete mal edebilir; fânî ömrünü bir cihette ebedîleştirir.
Resûlullah (s.a.v.) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: – “Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti, niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?” denildiğinde: – “Şükredici bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi.
Hazreti Ömer’in Namaz Hassasiyeti
Hazreti Ömer halifedir ve mescitte namaz kıldırmaktadır. Suikastçı da arkasında saf bağlamıştır. Hazreti Ömer’in rükûa eğilmesini fırsat bilerek hançeriyle onu delik deşik eder. Sırtından giren hançer darbeleri karnını parçalamış ve iç organları dışarıya çıkmıştır. Tabipler nabzına bakmışlar ve “Artık bu dert onulmaz, bu yaraya derman bulunmaz.” demişlerdir.
Hazreti Ömer ıstırapla kendinden geçmiştir; fakat bir taraftan namaz vakti de geçmektedir. O’nu uyandırmaya çalışırlar fakat muvaffak olamazlar.
Ancak Süheyb-i Rûmî’nin:
– “Emîrü’l-mü’minîn, namaz vakti geçiyor!” ikazı üzerine:
– “Hâ, kalktım!” diyerek doğrulur ve namazını eda eder.
Ömer, ecelle pençeleşirken bile “Namaz, namaz…” nağmesini terennüm ediyordu. Zira o da ömrünü namazla süslemiş, “Namaz” demiş bezme girmiş ve şimdi ölürken de aynı şeyleri söylüyordu.
Namaz ve Ahlâk
Namazını kılan kimsenin hayatta en azından dört kazancı vardır:
-
Birincisi: Temizlik
-
İkincisi: Kalbin kuvvetlenmesi
-
Üçüncüsü: Vakitlerin intizama girmesi
-
Dördüncüsü: Toplumun düzelmesi
