Zum Inhalt springen

17. Niçin Güzel Ahlâk

Çünkü dinimiz ibadetlerin yanı sıra özellikle de insanlar arası ilişkilere büyük önem vermiştir ve güzel ahlâka sahip olmayanların dinini tam olarak yaşamaları mümkün değildir.
Çünkü güzel ahlâkı Efendimiz (sav) temsil ediyordu. Cennete ehil hâle gelmek için onun ahlâkı ile ahlaklanmak gerekir. Allah, Kur’ân-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz’in bütün müminler için en güzel örnek olduğundan bahseder. Başka bir âyette de “Muhakkak ki sen güzel ahlâk üzeresin” buyrulur. Ancak Efendimiz’in güzel ahlâkını örnek almakla onun yaşadığı gibi yaşamak mümkündür.
Çünkü mümin, güzel ahlâk ile ibadette derinleşmiş insanların derecesine yükselebilir. Bunu Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle anlatır: “Kişi güzel ahlâkı sayesinde gece ibadet eden ve kavurucu sıcakta susuzluk çeken oruçlunun derecesine ulaşır.” Bunu yanlış anlamamak gerekir. İbadet, insanın Allah’a olan kulluğunu göstermesi açısından çok önemlidir. Bununla beraber insanların içinde yaşayan bir müminin insanlar arası ilişkilerde dikkat etmesi gereken davranışlara uyması da gerekir. Bunu yaptığı zaman, başka bir ifade ile güzel ahlâk sahibi olduğu zaman ibadetleri en kamil ve tam manada yerine getirmiş olur.
Çünkü güzel ahlâk müminin cennete girmesine vesiledir. Allah Resûlü Efendimiz (sav), kendisine insanları en çok Cennet’e koyacak olan amel sorulunca “Allah’a takva ve güzel ahlâk.” buyurmuştur ki bu da ibadetle beraber güzel ahlâkın ne derece önemli olduğunu ve insanları cennete götürecek bir özellik taşıdığını belirtir.
Çünkü güzel ahlâk, iman ve inancın olgun ve kâmil olduğunu gösterir. Efendimiz (sav) bir müminde bulunmayan iki huydan bahseder ve bunların cimrilik ile çirkin ahlâk olduğunu belirtir. Yine Efendimiz, müminlerin iman bakımından en güzel olanlarının, ahlâken en güzel olanlar olduğunu da beyan eder.
Güzel ahlâk aynı zamanda Allah’a karşı yapılan bir kulluktur. Yani güzel ahlâk sahibi olmak demek ibadet etmek demektir. Zira Efendimiz yorulmadan yapılan en kolay ibadetin, boş laf konuşmamak ve güzel ahlâk olduğunu ifade etmiştir.
Çünkü güzel ahlâk Allah’ı ve O’nun sevgili Resûlü’nü sevmenin bir alametidir. Kıyamette Efendimiz’e en yakın olanların, ahlâkı en güzel olanlar olduğunu anlatan hadis bunu açık bir şekilde ortaya koyar. Allah bir kulu sevdiği zaman ona güzel ahlâk nasip eder.
Çünkü güzel ahlâk, güneşin kırağıyı erittiği gibi günahları yok eder, bitirir. Su, nasıl buzu eritiyorsa güzel ahlâk da günahları eritir. Efendimiz (sav) kötü ahlâkın da sirkenin balı bozduğu gibi güzel amelleri bozacağını belirtir.

Efendimiz’in Ahlâkı

Efendimiz (sav), bütün insanlığa ebedi saadeti müjdeleyen, Allah’a giden yolun nurani rehberidir. Görüldüğünde Allah’ın hatırlandığı zirve kuldur. Her hâlinde bir başkalık ve güzellik olan Peygamber Efendimiz (sav), örnek ahlâkıyla insanları kendisine hayran ve meftun eden yüksek ahlâkın temsilcisidir.
Kur’ân-ı Kerim, Peygamberimizi büyük ahlâk sahibi ve en güzel örnek şeklinde anlatır. O, öyle bir yüce ahlâk sahibidir ki, O’nun nuru sayesinde yolumuz aydınlanır, işlerimiz yoluna girer, hayatımıza bir düzen ve disiplin gelir.
İnsanımıza O’nu, hem de kendi kâmetine uygun anlatabilmek bizim için en büyük vazifedir. Zira insanlık O Sultanı anladığında ve O’nun ahlâkıyla ahlâklanıp O’na tabi olduğunda hakiki insanlığa erecektir. Peygamberimize yakınlığı ile bilinen Hz. Enes b. Mâlik anlatıyor: “Allah Resûlü’ne on yıl hizmet ettim, bana hiç öf demedi. Yaptığım bir şey “Bunu niye yaptın?” yapmadığım bir şey için de “Bunu niye yapmadın?” demedi. Çünkü O, yine Enes b. Mâlik’in ifadesiyle, insanların en güzel ahlâklısı idi. Allah ve Peygamberi (sav) sevmenin, bu sevgiyi arttırmanın yolu onları tanımaktan geçer. İşte bunlar Allah›ın sınırlarıdır. Kim Allah›a ve resulüne itaat ederse Allah onu, içinden ırmaklar akan cennetlere ebedî kalmak üzere yerleştirir. İşte en büyük başarı da budur. (Nisa13)

Peygamber Efendimizin (sav) Şefkati ve Merhameti

Çocuklara karşı şefkati ve merhameti
Şefkat, Allah›ın yarattığı canlılara karşı insanda var olan acıma, merhamet etme duygusuna denir. Merhamet ise Şefkata yakın bir manası vardır, yani: Acıma, esirgeme, koruma, sevgi gösterme, yardım etme. İnsanı başkalarına iyilik ve yardım etmeye yönlendiren acıma duygusudur. Peygamber Efendimiz (asm) her canlıya şefkat ve merhamet gösteriyordu. Bunun en canlı örneğini çocuklar üzerinde görüyoruz. Peygamberimizin çocuklara olan şefkati ve sevgisi bambaşkaydı. Bir çocuk gördüğü zaman Peygamberimiz (asm)’ın mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Onu tutar, kollarının arasına alır, kucaklar, okşar, sever ve öperdi.
Gördüğü ve karşılaştığı her çocuğa selâm verir, halini hatırını sorardı. Binekli bulunduğu zaman çocukları atın üstüne alır, gidecekleri yere kadar götürürdü. Çocuklarla arkadaşça konuşur, onların yanında çocuklaşır, anlayış seviyelerine göre sohbet eder, öğütler verirdi.
Çocuklarla o kadar iç içe olmuştu ki, bir defasında yarış yapan çocukları görmüştü de onların neşesine katılmak için birlikte koşmuştu. Peygamberimizin yetim çocuklara da apayrı bir şefkati vardı. Onlara çok yumuşak davranırdı. Kendisi de yetim olarak büyüdüğü için, yetimliğin ne kadar acı ve zor olduğunu biliyordu. Yetimlere olan merhametinden dolayı, devamlı olarak onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı.
Aynı zamanda Hayvanlara da Efendimizin Merhameti bir Ayrıydı
Abdullah b. Cafer (ra) anlatıyor: “Allah Rasûlü, yanında birkaç sahâbeyle bir bahçeye girdi. Bahçenin köşesinde zayıf mı zayıf bir deve vardı. Deve Allah Rasûlü’nü görünce sicim gibi gözyaşı dökmeye başladı. İki Cihan Serveri hemen devenin yanına gitti. Bir müddet o devenin yanında kaldı, sonra devenin sahibini çağırarak, deveye iyi bakması hususunda onu gayet sert îkaz etti.”
Bir yolculuktan dönülüyordu. Dinlenme vaktinde, sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce, orada çırpınıp pervaz etmeye başladı. Allah Rasûlü bu duruma muttalî olunca fevkalâde celallendi ve hemen yavruların yuvaya konulmasını emir buyurdu. Evet, O’nun rahmeti hayvanları da kuşatıyordu.
İbn Abbas anlatıyor: “Allah Rasûlüyle bir yere gidiyorduk. Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun gözü önünde bıçağını biliyordu. Allah Rasûlü bu şahsa: “Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?” buyurdu.

Mekke’nin Fethi

Ordu Mekke’yi çepeçevre kuşatmış olarak konaklamıştır. Gecede her askere bir ateş yakması emredilmiş ve karanlık Mekke on bin ışıkla kuşatılmıştır. Ertesi gün sabah namazından sonra ordu harekete geçer. Mekkeliler gördükleri manzaranın heybetinden donup kalmışlardır. Efendimiz (sav) devesi Kisva’nın üzerinde görünür. Allah’ın kutsal ilan ettiği bir şehre ancak alçak gönüllülükle girilmesi gerektiğini göstermek için iki büklüm olmuş, başı eğerinin kaşına değmektedir.
Yıllar boyunca yaptıkları her çeşit zulüm, baskı, işkence ve düşmanlığın karşılıksız ve intikamsız kalmasına Mekke halkı bir türlü inanamaz. Gerçekten kendilerine dokunulamayacağına ve intikam alınmayacağına emin olabilmek için Kâbe’deki putları henüz temizlemiş olan Hz. Muhammed (asv)’i Kabe’nin kapısında karşılayıp, önünü keserler. Çekingen utangaç ve ürkektirler. Hz. Muhammed (asv) eğik duran başların bu sessizlikleriyle ne demek istediklerini çok iyi anlamıştır. “Benimle sizin durumunuz, Hz. Yusuf’un kardeşleriyle durumu gibidir. O kardeşlerine nasıl “Bugün size herhangi bir azarlama yoktur. Allah sizi bağışlasın. Zira O, merhametlilerin en merhametlisidir.” dedi ise, ben de aynı şeyi söylüyorum. Gidin, serbestsiniz.”
Akşama kadar bütün Mekke Müslüman olmuştur. Fakat Mekke’nin fethedildiği anlaşıldığı zaman, şehir dışına, uzaklara kaçanlar vardır. Bunlar Hz. Muhammed (asv)’i tanımayan, hiçbir şefkat ve bağışlama gücünün de kendilerinin affına yetmiyeceğine inanan “ağır suçlulardır.” Bir tanesi Hz. Muhammed (asv)’in amcasının katili Vahşi’dir. Arkasından haberci gönderir, dönüp Müslüman olmasını ister. Vahşi ürkektir. Mektubunda: “Ya Muhammed! Sen ‘Kim adam öldürür, ya da Allah’a ortak koşar ya da zina ederse cezaya çarpılır, kıyamet gününde azabı katmerlenir ve azab içinde hor ve hakir olarak ebedi kalır.’ diye söylüyorsun. Hâlbuki ben bunların hepsini yaptım. Benim için hala bir kurtuluş yolu olabilir mi?” der. Efendimiz cevap verir ama Vahşi tatmin olmaz. Üç defa hal devam edince en son Zümer suresinin 53. Ayeti indirilir: “De ki ey kendilerinin aleyhinde günah sınırını aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O, çok merhametli, çok bağışlayıcıdır.”
Vahşi: “İşte şimdi oldu.” der. Mekke’ye gelir ve Müslüman olur. İnsanlar sorarlar: «Ey Allah›ın Elçisi! Bütün bu müjdeler sadece Vahşi için mi, yoksa hepimize mi?» O cevaplar: «Hepinize!..»
Önceki yıllarda, Bedir›de öldürülen yakınlarının intikamını almak için Medine›ye Hz. Muhammed (asv)›i öldürsün diye suikastçiler göndermiş olan Kureyş›in ulularından Ümeyye oğlu Safvan da kaçaklardandır. Kendisini ikna edip, geri getirmek üzere, Hz. Muhammed (asv)›e suikastçı olarak gönderdiği Umeyr oğlu Vehb gönderilir. Yanında, Hz. Muhammed (asv)›in «dokunulmazlık» sözünün belgesi olarak verdiği sarığı da vardır. Safvan güvenir ve geri döner. Fakat henüz İslam›a hazır değildir. Hz. Muhammed (asv)›in karşısında durur. «Bana iki ay izin tanı. Dinini kabul edip etmemek için düşüneyim.» der. Hz. Muhammed (asv) cevap verir. «İki ay değil dört ay izin sana.» Dört ay dolmadan Safvan kendi isteğiyle Müslüman olur.

Geri Bildirim

Dieses Formular wurde gelöscht oder ist nicht verfügbar.