Zum Inhalt springen

32. İffet


İffet, çirkin söz ve fiillerden uzak kalma, hayâ ve edep dairesinde bulunma, doğruluk, dürüstlük ve ahlâkî değerlere bağlılık üzere yaşama demektir. Aslı Arapça olan bu kelime, namuslu, şerefli ve ahlâklı olma hâlini ifade edecek şekilde dilimize de geçmiştir. Özellikle, izzet ve haysiyetiyle yaşayan, çalıp çırpmayan, haramlardan sakınan ve namusunu koruma mevzuunda fevkalâde hassas davranan kimseler hakkında “afif” tabiri kullanılagelmiştir.
Kur’an-ı Kerîm, iman edenlerin iffetli, hayâlı ve edep yerlerini koruyan insanlar olduklarını nazara vermiş, iffetli yaşamanın mükâfatı olarak Allah’ın mağfiretini ve ahiret sürprizlerini müjdelemiş, mevzunun önemine binaen kadınları ve erkekleri ayrı ayrı zikrederek bütün müminlere iffetli olmalarını ve iffetsizlik için bir giriş kapısı sayılan haram nazardan kaçınmalarını emir buyurmuştur. Ayrıca, Hazreti Yusuf ve Hazreti Meryem gibi iffet abidelerini misal vererek inanmış sinelere hayâ ve ismet ufkunu göstermiştir. Hazreti Yusuf (Aleyhisselam), vezirin hanımından gelen bir günah çağrısı karşısında şöyle demiştir:
“Ya Rabbi! Zindan, bu kadınların beni dâvet ettikleri o işten daha iyidir.” (Yusuf Suresi, 12/33)
Böylece iffetine toz kondurmaktansa senelerce hapiste yatmayı göze almış ve kıyamete kadar gelecek olan bütün ehl-i imana bir hayâ timsali olmuştur.
İffetin bu umumî manasını hatırda tutmakla beraber, onu daha geniş ve şümullü olarak ele almak da mümkündür. Bediüzzaman Hazretleri’nin, “Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” şeklinde dile getirdiği ölçüye göre iffet, meşru daire içinde yaşayıp gayr-i meşru sahaya nazar etmeme, el uzatmama, adım atmama demektir. Dolayısıyla iffetli bir insan, göz, kulak, el, ayak gibi bütün azaların helâl dairedeki lezzetleriyle yetinmesini bilmeli, hiçbir şekilde ve hiçbir yolla haram işlememeli, izzet ve haysiyetine dokunacak durumlardan da sakınmalıdır.
Efendimiz, Ashabının İffeti Konusunda Çok Hassastı
Dışarıdan gelecek günah hücumlarına karşı ümmetini koruma mevzusunda çok hassas davranan Peygamber Efendimiz, kadın-erkek herkesin iffete kilitlendiği bir dönemde hem de hac vakfesini yapıp Arafat’tan döndükleri bir sırada, bineğinin arkasına aldığı Hazreti Abbas’ın oğlu Fazl’ın başını sağa sola çeviriyor ve böylece etraftaki kadınlara gözünün ilişmemesi için ona yardımcı oluyordu.
Asır saadet asrı, mevsim hac mevsimi, bineğinin arkasına binilen zat Allah Resûlü ve harama bakmaması için başı sağa sola çevrilen de iffetinde hiç kimsenin şüphe edemeyeceği Hazreti Fazl idi. Öyle bir şeyin adeta imkânsız olduğu bir durumda, nazarına başka hayaller girmesin ve serseri bir ok kalbini delmesin diye, Fazl’ın yüzünü bir o yana bir bu yana çevirmesi Efendimiz’in bu konudaki hassasiyetini gösteriyor ve ümmetine misal teşkil ediyordu.
İffetli Kalmak ve Nefsimize Hâkim Olmak İçin Neler Yapmalıyız?
Kur’an-ı Kerîm’de pek çok ayet-i kerimede, hayâsız toplumların helâk edildiğinden bahsedilir. Ad, Semûd ve Lût kavimleri hayâsızlıkları sebebiyle tarihin derinliklerine gömülmüşlerdir. Hayâlı ve iffetli olmak, nefsin meşru olmayan arzularına uymamakla mümkündür ki esasen bu bizim için ahlâkî bir vazifedir. Peki, iffetimizi korumak, hayâ sahibi olmak için nelere dikkat etmeliyiz?
Can sıkıntısı, iffetsizlik sebebi olmamalı
Can sıkıntısı genelde, kalbin tatminsizliğinden, Allah ve Resûlü ile münasebet kurulamayışından, ibadetlere bağlı olamamaktan, arkadaşsızlıktan, okuma ve tefekkür adına boş bulunmaktan, meşguliyetsizlikten, hizmet etmemekten kaynaklanır. Böyleleri için şeytanın girebileceği gedikler hazır demektir.
Nefse düşkünlükten vazgeçilmeli
Nefsin istek ve alışkanlıkları, insan için öldürücü birer zehir ve insanı aşağılara çeken ağırlıklar gibidir. Ruh, nefsin rağmına gelişir ve yükselir. Yani nefis beslendikçe ruh küçülür, sıkışır, ağırlaşır. Bunun neticesinde de kalp, duygu ve manevi duygularda bir hantallaşma meydana gelir.
Kitap okumalı, bol bol tefekkür etmeli ve Haftalık düzenli manevi beslenme günü olmalı
Her insan, her gün biraz daha tefekkür ve düşüncede derinleşerek, önümüze serilen kâinat kitabından tıpkı bir arı gibi marifet hüzmeleri toplayıp Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiği nebilerin açtığı geniş yolu takip etmelidir. Bu yol sayesinde o ruha hayatiyet kazandıracak, atılan her adım, ona yeni bir güç kaynağı olacak ve böylesi bir insan iffet abidesi olma yolunda emin adımlarla yürüyecektir.
Hayal dünyamız da kontrol altına alınmalı
Hayal, mantık ve güç sınırı tanımayan, zaman ve mekân kaydına tabi olmayan bir zihin faaliyetidir. Şeytanın hayale attığı her sahnecik, her bir karecik, hayal kamerasında bir film hâlini alır; fuhuş zakkumlarına ve neticede iffetsizliğe sebebiyet verir.
Ölümü çokça hatırlamalı
Kâinatın Efendisi, lezzetleri acılaştıran ölümü çok hatırlamamızı istiyor. İnsan, ölümün hakikatine inandığı gibi, onu his, duygu ve aklına nakşederek, hayal ve düşünce dünyasına da hâkim kılar.
Yalnız kalınmamalı, iyi arkadaşlar edinilmeli ve Şehevi duyguları tahrik edici ortamlardan uzak durulmalı
Ayakları cemaat zeminine basmayan insan, ayaklar altında bir yaprak ve bir tüy gibidir; bu yandan üflesen öte yana, öte yandan üflesen bu yana savruluverir. Bu yüzdendir ki, sahabe devrinin o en kuvvetli, en iktidarlı ve meleklere parmak ısırtacak insanları bile cemaatleşme ve birlik teşkil etme lüzumunu duymuşlardı.
Boş kalmamalı, vazife almalı
Meşguliyetsiz insan, hayâsızlığa, iffetsizliğe açık bir hayat yaşar, dolayısıyla da şeytana fırsat vermiş olur. Bu sebeple boş durmamalı ve bizi daima gerilim, coşkunluk, tazelik içinde tutan uğraşların peşinde olmalıyız.
Genç sahabe Cüleybib
Bir gün Peygamber Aleyhisselam’in huzuruna bir genç geldi. Sıkıntılı bir hâli vardı.
“Ey Allah’ın Resulü, zina etmem için bana izin ver. Artık tahammülüm kalmadı.” dedi.
Orada bulunanlar, gencin bu fena isteğinden dolayı, hiddete geldiler. Bazıları onu şiddetle azarlarken, kalkıp ağzını kapatmak için üzerine hücum edenler oldu. Suratına bir tokat aşketmek arzusuyla yerinden fırlayanlar bile vardı.
Ancak, o Şefkatli Nebi, bunların hiçbirine izin vermediği gibi, susup genci dinledi. Sonra yanına çağırdı ve onu dizlerinin dibine oturtup sordu:
“Böyle bir şeyin senin annenle yapılmasını ister miydin?”
Genç:
“Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah! Elbette istemezdim.”
Peygamber Aleyhisselam:
“Hiçbir insan, annesine böyle bir şey yapılmasını istemez.” buyurdu ve:
“Peki senin bir kızın olsaydı, ona böyle bir şey yapılmasını ister miydin?” diye sordu.
Genç adam bu soruya da:
“Canim sana feda ey Allah’ın Resulü, istemezdim.” diye cevap verdi.
Peygamber Aleyhisselam:
*Hiçbir insan, kızına böyle bir şeyin yapılmasını istemez, buyurdu. Ardından da:
“Halanla veyahut teyzenle böyle bir şey yapılmasını ister miydin?” dedi.
Genç:
“Hayır ya Resulallah!” dedi genç.
Resulallah:
“Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister miydin?” dedi Resûlallah.
Genç:
“Hayır! Hayır, istemezdim!” dive cevap verdi genç.
Ve Peygamber Aleyhisselam sözlerini şöyle bitirdi:
“Hiç kimse, halasıyla, teyzesiyle, kız kardeşiyle zina edilmesini istemez.” Sonra da, o gence dua buyurdu:
“Allah’ım bunun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu koru.”
Bazı raviler o gencin, Cüleybib olduğunu söylerler. Kendisi, nefsine hâkim olmakta zorlanan bir genç olarak tanınırdı: ve ashab arasında kötü bir şöhreti vardı. Ancak, Resulullah ile aralarında geçen bu olaydan sonra, tertemiz birisi oldu.
Daha önceleri kimse ona kız vermek istemezken, Peygamber Aleyhisselam’in aracılığı ile evlendirildi.
Evlendikten az bir zaman sonra da ilk katıldığı harbde şehit oldu.
Söz konusu harbin sonunda Peygamber Aleyhisselam ashabına sordu:
“Hiç eksiğiniz var mi?”
“Hayır ya Resulallah, hepimiz tamamız!” dediler.
“Ama benim bir eksiğim var.” buyurdu Peygamber Aleyhisselam ve Cüleybib’in başucuna giderek: “Cüleybib benden, ben de Cüleybib ‘denim.” buyurdu.”

Geri Bildirim

Dieses Formular wurde gelöscht oder ist nicht verfügbar.