İnsanın varlık gayesi, hayatta olması ve dünyaya gönderilmesinin sebebi kulluktur. Çünkü bizi insan olarak yaratan Allah bizden ona kulluk etmemizi istiyor. İnsan diğer canlılara göre daha üstün bir şekilde yaratılmıştır. Bundan dolayı Allah´ı bilip tanımak gerekir. Allah´ın verdiği akıl bunu gerektirir.
Sayamayacağımız kadar nimetleri Allah bize vermiştir. Bir insan başka bir insandan karşılıksız bir hediye aldığında ona teşekkür etme ihtiyacı duyar. Hayatın doğal akışı içinde, aldığımız her şeyin bir karşılığı vardır; örneğin marketten alışveriş yapınca nasıl bedelsiz bir ürün alamıyorsak, bu dünyadaki sayısız nimeti de aslında bir şükür borcuyla elde ediyoruz. Bize sayısız nimetleri veren Allah’a karşı teşekkürümüz de bir kulluktur.
Eğer Allah’a karşı sorumluluklarımızı yerine getirmezsek, bizi yaratanı tanımazsak akılsızlık yapmış oluruz. Çünkü insan hayvanlardan farklı yaratılmıştır. Bunun gereği kulluktur. Diğer canlılar da kendi dilleri ile Allah’a kulluk yapar. Fakat insan aklıyla ve iradesiyle kulluk yapıyorsa en şerefli varlıktır. Kulluk görevlerimiz ise örneğin Rabbimizi tanımak, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek, dua etmek, Kur’an okumak, başkalarına yardımcı olmak, ilim öğrenmektir.
Kulluk yaptığımızda, yani ibadetlerimizi yerine getirdiğimizde kulluk görevimizi yapmış oluruz. Öğretmen nasıl bize ödev veriyor ve onu yapmamız gerekiyorsa, yapmadığımızda öğretmen tarafından hesaba çekiliyoruz. Kulluğunu yapmayan insan da ödevini yapmayan öğrenci gibi hesaba çekilir.
İnsan başıboş bir varlık değildir. Her istediğini kafasına göre yapamaz. Bizi yaratan Allah´ın istediklerini yapmalıyız. Allah’ın istediklerini onun rızası için yaparsak kulluğumuzu yapmış oluruz. Böylelikle huzura kavuşuruz. Her şeye gücü yeten Allah’ı tanımazsak, bu ağır dünya hayatındaki zorluklara güçsüz halimizle karşı koymak zorunda kalırız.
Biz kulluk yapmakla değer kazanıyoruz. Kulluk yapmayıp Allah’ı tanımazsak şu koca kâinatta güçsüz halimizle büyüklük taslamış oluruz. Hem bu dünyada, hem de ahirette cezasını çekeriz. Varlık gayesini(amacını) bilmeyen bir insan boş bir hayat yaşar, hayatı anlamsız olur. Allah’ın verdiği o kadar değerli nimetleri boş yere harcamış olur.
Dünyada yaratılan her varlığın bir görevi vardır. Mesela ağaçlar oksijen üreterek havayı temizlerler. Güneş ısı ve ışık vererek dünyayı aydınlatır. Bunun gibi birçok örnek verebilir.
Kulluğu ile Efendimiz En Güzel Örnek
Hele ibadeti, hele ibadeti! O’nun ibadetine bakan insan, sanki O, hayatında başka hiçbir iş yapmayıp hep ibadet ediyor zannederdi. Evet O, kulluğunda bu kadar derindi. Zaten, bütün güzelliklerde de O öyle değil miydi?
O, namazında kulluğunu o kadar derin temsil ediyordu ki neredeyse ağlamadığı namaz yok gibiydi. Sahabeler, namaz kılarken O’nun değirmen taşının ses çıkardığı gibi ses çıkardığını söylemektedir. Ebette ki bu hâl, O’nun en yüksek seviyede kulluğunu yapabilme gayretinden ileri geliyordu.
Namaz O’nun âdeta şehvetle arzuladığı bir işti. Başka hiçbir zevk, O’na namazın verdiği zevki vermiyordu. Bizden birine, en çok sevdiğimiz insanlardan birinin geldiği müjdelense, nasıl sevinir ve mutlu olursak Allah Resulü de namaza duracağı zaman bizim bu duyduğumuz sevinçten yüzlerce kat fazla sevinç ve coşku duymaktaydı. Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
Hz. Âişe Validemiz (r.anha) anlatıyor: “Bir gece uyandığımda, Allah Resulü’nü yanımda göremedim. Aklıma diğer hanımlarından birinin yanına gitmiş olabileceği ihtimali geldi. El yordamıyla etrafı yokladım. Elim ayağına dokundu. O zaman Allah Resul’ünün namaz kılmakta olduğunu anladım… Başı secdedeydi. Kulak verdim, hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve şöyle yakarıyordu:
“Allah’ım! Senin gazabından Senin rızana sığınırım. İkâbından affına sığınırım. Allah’ım! Başka değil, Senden yine Sana sığınırım. (Celâlinden cemâline, gazabından rahmetine, azamet ve heybetinden, şefkat ve re’fetine sığınırım.) Zatını sena ettiğin ölçüde, Sen’i sena etmekten âciz olduğumu itiraf ederim.” (Tirmizî, Ebû Dâvûd, Heysemî, Mecmeu’z-zevâid)
Efendimiz, Kur’an okutur, dinler ve ardından da “Kur’an’ı indiği gibi dinlemek isteyen ibn-i Ümmi Abd’den (ibn Mes’ud) dinlesin” buyururlardı. O bir ilim okyanusuydu.
Efendimiz ömrünü kullukla geçirmişti. Namaz, O’nun en sevdiği gözdesiydi. Gece-gündüz namaz kıldı ve hep öyle yaşadı. Nasıl yaşanırsa öyle ölüneceğini zaten O söylememiş miydi? Ve her fâni gibi O da ölecekti. Ama o, “namaz” diyerek yaşamıştı ve namaz diyerek hayata veda edecekti…
O’nun ibadeti, bir bütünlük arz ediyordu. Namazı en mükemmel şekliyle eda ederken, başka bir ibadet çeşidi olan orucu da ihmal etmiyordu. Haftanın bir-iki gününü mutlaka oruçlu geçiriyor; bazen de o kadar uzun süre oruç tutuyordu ki, sanki hiç iftar etmiyor zannedilirdi. Hatta sadece kendisine özel olarak(visal orucu) iftar etmeden birkaç gün üst üste oruç tuttuğu da olurdu.
Kaynak: Sonsuz Nur – M.Fethullah Gülen
