Şeytan (Allah’ın lâneti üzerine olsun) diyor ki:”
1. Kul namaz kılmak isteyince, ona vesvese veririm. ‘Henüz vakit var, meşgulsün. İşini bitir, sonra kılarsın.’ derim.
2. Namazını geciktiremezsem, insan şeytanlarından birini yollarım ve namazını geciktiririm
3. Onu da yapamazsam, o kula namazda musallat olurum. ‘Sağa bak’, ‘Sola bak’, derim. Bakınca da yüzünü okşar, alnından öperim. Sonra da „namazın bozuldu” diye vesvese verir namazdan çıkarırım.
4. Sağa sola baktıramazsam, yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Çabuk kılmasını emrederim. Horozun yem yediği gibi çabukça kıldırırım.
5. Bunu da yaptıramazsam, cemaatle namaz kılarken, başına bir gem takarım ve başını imamdan önce secde ve rükuya götürürüm ve namazını bozarım. Allah ise böylelerini kıyamette eşek başlı olarak haşr eder, diyor.
6. Bunu da yaptıramazsam, namazda parmaklarını çıtırdatmasını emrederim. Böylece beni tesbih eder
7. Fakirlere, zavallılara giderim, namazı bırakmalarını emrederim. Namaz size göre değil, siz rızkınıza bakın, işinizde çalışın derim.
8. Hastalara giderim, ‘Hastaya zorluk yoktur, iyi olunca kılarsın.’ derim. Hatta hastayı isyan ettirir, küfre bile sokarım.”
Namaz Âşıklarından Misaller
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ayakları kabarıncaya kadar geceleri kalkıp namaz kılardı. Kendisine: “Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti (niye kendini bu kadar hırpalıyorsun?)” denildiğinde: “Şükredici bir kul olmayayım mı?” cevabını verdi.”
Kufe mektebinin büyük üstadı Esved ibn-i Yezid sabahtan akşama akşamdan sabaha damının(eğimsiz, düz çatı) üzerinde namaz kılardı. Esved bir gün şehid olur. Karşı komşusunun çocuğu “Anneciğim ben her gece bir sütun görüyordum, bu gece yok.” deyince, anası “Oğlum o Esved ibn-i Yezid’di” der.
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, otuz sene cemâatle namazı ve hatta ilk tekbiri hiç kaçırmamıştı. Her gün dört yüz rek’at nafile kılmayı adet edinmişti. Otuz yıl boyunca yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibâdetle meşgûl olmuştu.
Abbasi Devleti’nin halifelerinden Harun Reşid’in, hilafet süresi dahil ölene kadar her gün yüz rek’at namaz kıldığı nakledilmektedir. Bu, o devirlerde ruhları saran ibadet iştiyakını(isteğini,arzusunu) göstermesi açısından önemli ve çok güzel bir misaldir.
A’meş (Süleyman b. Mihran) yetmiş sene boyunca ilk tekbiri hiç kaçırmamıştır. Yetmiş sene, tek bir rek’atı bile kazaya bırakmamıştır. Bir başkası, ömrü boyunca namazlarda başkasının ensesini görmemiştir; çünkü hep en ön saftadır.
Ahmed b. Hanbel’in oğlu Süleyman b. Ahmed babasının namazını şöyle anlatıyor: Babam bir gün ve gecede 300 rekât namaz kılardı. Kendisine vurulan kamçılardan sonra hastalanıp kendisine zayıflık geldikten sonra 150 rekât kılıyordu.
Muhterem Hocamız, özene bezene ve uzun uzun ibadet eden büyüklerinin de tesiriyle daha dört-beş yaşındayken namaza başlamış ve bu vazifesini ondan sonra da hiç aksatmamıştı. Daha o dönemde, Erzurum’un soğuğuna ve dışarıdaki boyunu aşan kara rağmen, sabah namazı için imamdan evvel camiye gittiği çok olurdu.
Bir gün, az dinlendikten sonra kalkma niyetiyle, yatsı namazını kılmadan yatmıştı. Merhume annesi, “Namazını kıl, sonra yat!” diye onu ikaz etmişti. “Ana, çok yorgunum; gece kalkıp kılarım!” cevabını verince, şefkatli anne yine, “Oğlum, ben de çok yorgunum, seni kaldıramam; ne olur şimdi vazifeni yap, öyle yat!” diyerek adeta yalvarmıştı. Göz nurunun hiç oralı olmadığını gören ve onun ahiret hayatı için tir tir titreyen mualla kadın, “Eğer namaz kılmadan yatarsan, sabaha senin cenazeni göreyim!.” deyiverince, Hocaefendi, hemen doğrulmuş ve abdesthanenin yolunu tutmuştu. Aziz Hocamız, o gün henüz on iki yaşındaydı.
Üstad Hazretleri ve birkaç talebesi, buldukları bir araba ile Isparta’dan Barla’ya gitmek üzere yola çıkarlar. Eve ulaşmalarına yaklaşık yirmi dakika kalmıştır ki, namaz vakti girer. O esnada Üstad, arka koltukta istirahat etmektedir. Ağabeylerden biri yanındakine, “İnşaallah, Üstadımız uyanmaz da kar üzerine secde etmek zorunda kalmayız!” der. Daha o, sözünü bitirir bitirmez, Hazreti Bediüzzaman doğrulur; bir taraftan (kendisinin ya da yanındakinin) köstekli saatine bakmaya çalışır, bir yandan da “Vakit girdi mi?” diye talebelerine sorar. İçlerinden biri, “Üstadım, vakit girdi ama dışarıda çok kar var. Hem bizim yolumuz da bitmek üzere!.” derse de, aslında alacağı cevap bellidir ve beklediği sözü işitir: “Karın üstünde de olsa, namazımızı hemen eda edelim ki, şu anda saf bağlayan cemaatı kübrânın mânevî semeresinden hissemizi alabilelim!.”