Vefa ve Sadakat Konulu Ayet, Hadis ve Sözler
“Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki Ben de size karşı ahdimi yerine getireyim.” (Bakara Suresi, 2/40)
“Kim Allah’a verdiği sözünde durursa, Allah ona pek büyük mükâfat verir.” (Fetih Suresi, 48/10)
“Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne hıyanet etmeyin, bile bile aranızdaki emanetlerinize de hıyanet etmeyin!” (Enfal Suresi 8/27)
Ebu Saidi’l-Hudri (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.s.) buyurdular ki, “Bilesiniz, kıyamet günü ahdini tutmayan her vefasıza vefasızlığın derecesine uygun bir bayrak dikilecek böylece vefasızlığı teşhir edilecektir.” (Tirmizî, Fiten 26)
„Bir insanın dostlarına karşı sadakati, onların acılarını vicdanında duyup, lezzetlerini, kendi lezzetleri gibi bildiği ölçüdedir. Dostlarının ağlamasıyla ağlayamayan, onların gülmesiyle gülemeyen dost, vefalı dost sayılamaz. “(M. Fethullah Gülen)
Vefa ve Sadakat Bize Ne Anlatır?
Vefa verilen sözde durma, bir şeyin hakkını verme, Allah’ın verdiği nimet ve lütuflara karşı gereken şükrü eda edebilme adına gösterilen saygı ve hürmetin adıdır. Sadakat ise doğru olmak, sözünde durmak ve dürüstlük anlamlarına gelir. Bunun dışında sadakatin, kardeşinin Allah rızası için iyiliğini isteme ve ona hayırhah olma, dostluk, ahde vefa, verilen sözü yerine getirmek, emanetlere riayet etmek, üzerine aldığı vazifeleri yerine getirmek gibi manaları da vardır. Bir mü‘minin gerek inanmış olduğu davaya ve değerlere gerekse bunları yaşamasına vesile olan şahıslara karşı vefa ve sadakat içinde olması boynunun borcudur.
Vefa ve Sadakat Neye Karşı ve Nasıl Olmalıdır?
Neye karşı ve nasıl vefalı olmamız gerektiğini maddeler hâlinde özetlemeye çalışalım:
Allah‘a karşı vefa, inancımızı korumak, ibadet etmek, O‘nun emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak anlamına gelir. Bütün vesilelerin varıp kendisine ulaştığı, tek hedef ve tek gaye olan Rabbimize vefa; en kısa ifadesiyle, Kur’ân’ın ve Nebisinin diliyle bize anlattığı şekilde O’na kul olmakla olur.
Efendimize (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı vefa; O’nun bin bir sıkıntı ve çileye katlanarak tebliğ ve temsil ettiği yüce dinimiz İslâm’ı, yine O’nun yolunda giderek, sünnet-i seniyyesine uygun bir şekilde herkese ulaştırarak, O’nu tüm insanlığa tanıtarak olur.
Kur’ân’a vefa; onu çok okuyarak, hükümlerine uygun amel ederek, maddeten ve mânen onu baş tacı ederek ve onunla hissettiğimiz ulvi duyguları ve keşfettiğimiz yüce hakikatleri tüm insanlığa duyurmaya çalışarak olur.
Rabbimizin insanlığa büyük lütfu, son ve en mükemmel din olan İslâm’a vefa; bir küheylan gibi yolunda çatlayana kadar koşup, insanlığın maddî-mânevî kurtuluş reçetesi olan bu ilâhî hakikatler manzumesini dünyanın en ücra köşesine ulaştırmadan rahat etmeme hassasiyetini kazanmaya çalışarak olur.
Ashâb-ı Kirâm’dan günümüze kadar gelmiş geçmiş bütün İslâm büyüklerine vefa; vesile oldukları şeyleri hiç unutmayarak, daima onları hayırla yâd ederek, gerekli hürmeti göstermeye çalışarak ve onların sayesinde nail olduğumuz güzellikleri herkesle paylaşarak olur.
Çağımızda, Rabbimize kulluk ve İslâm’a hizmet yolunda bize rehberlik eden, bizlere, İslâmî hakikatlerin günümüzün şartlarına göre nasıl anlaşılması ve muhtevasıyla nasıl amel edilmesi gerektiğini gösteren büyüklerimize vefa; onların dertlerini paylaşmaya, hasretini çekip bekledikleri “hizmet insanı” portresini yakalamaya çalışarak ve onlara bol bol dua ederek yerine getirilebilir.
İnsanlar arasındaki ilişkilerde vefa, dostluklara, aile bağlarına ve toplumsal bağlara sadık kalmak anlamına gelir. Bu, güvene dayalı karşılıklı ilişkiler kurmak, söz verdiğimiz zaman sözümüzü tutmak, insanlara yardım etmek ve onlara karşı dürüst ve saygılı olmak anlamına gelir.
Vefalı Arkadaş Kimdir?
İnsanın üç önemli arkadaşı vardır. Bunlardan birisi vefalı, ikisi vefasızdır. Bu üç arkadaştan biri malı ve mülkü, diğeri yakınları ve dostları, üçüncüsü ise yaptığı hayırlı işlerdir. İnsanın ölünce malı onu terk eder. Uzun bir seferin yolcusu olan insan, ne yazık ki gideceği yer için hazırlaması gereken erzakını yola bırakmış olur. Dostları mezarın başına kadar gelir. O ağır hediyeyi sahibine gönderdikten sonra hicranla el sallar ve bırakır giderler. İnsanın hiçbir zaman kendisini yanlış bırakmayacak en vefalı dostu ise onun ebedi azık olarak hazırladığı ibadetler, hak yolunda çektiği çileler, katlandığı sıkıntılar ve Allah yolunda hizmet ederken üzerine bulaşan tozlardır. Mezarı aşarak, Sıratta onunla yürüyen ve böylece ebedi saadet olarak karşısına çıkacak olan buradan götürdüğü o şeyler ve ikramı ilahidir.