Zum Inhalt springen

53. Hz. Ebu Bekir (ra)


Hz. Ebubekir (r.a.), 573 senesinde Mekke’de doğdu. İslâm’dan önceki 38 yıllık hayatında dahi içki kullanmamış, putlara tapmamış, daima nezih ve örnek bir şahsiyet sergilemiştir. Allah Resulü, Peygamberliğini ilan ettiğinde, hemen iman etmiştir. Hz. Ebubekir sevgili Resul’ünün en sevgili dostudur. Kur’an’ı ifade ile; “İkinin ikincisi”dir. Canıyla, malıyla ve ailesiyle Peygamber Efendimiz ’in etrafında âdeta pervane olmuş, ömrünü ve bütün varlığını İslâm’ın muhafazası ve yayılması için harcamıştır. Ashâb-ı kiram, Ebubekir Efendimiz ‘in kıymetini bilir; “Onu kızdırırsak, Resulullah gazaplanır, Resulullah gazaplanınca da Cenâb-ı Hak gazap eder ve biz helâk oluruz!” diye ona karşı çok dikkatli davranırlardı. Efendimiz ona şu ebedî müjdeyi vermişlerdi: “Ey Ebubekir! Ümmetimden Cennet’e ilk girecek kişi olman sana kâfi değil midir?!”
Resulullah ruhunu teslim ettiğinde, Ebû Bekir (r.a.) başka bir yerde idi. Halk toplanmış, ağlaşıyordu. Ebû Bekir (r.a.) haberi alıp geldiğinde, kimseyle konuşmadan doğruca Resulullah’ın bulunduğu odaya girdi. Yüzündeki örtüyü kaldırdı, alnından öptü. Bizler Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz. Anam babam sana feda olsun! dedi. Hz. Ebû Bekir, Ashabın ileri gelenlerinin yaptıkları konuşmalardan sonra ittifakla “Resulullah’ın halifesi” seçildi. Çünkü herkes onun Resulullah (a.s.m.) yanındaki yerinin herkesten önde olduğunu biliyor ve takdir ediyordu. Toplamda iki buçuk yıllık halifelik yaptı. Vefat ettiğinde Efendimizin yanına defnedildi.

Hz. Ebu Bekir (r.a.) Neden Sıddık Denmiştir?

Fahri-i Kâinat Efendimiz, İsrâ ve Miraç hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman: “Ey Cebrail! Kavmim beni tasdik etmez!” dedi. Cebrâîl (a.s.): “Ebubekir Sen’i tasdik eder. O Sıddık’tır.” buyurdu. Nitekim müşrikler, Miraç hâdisesini duyduklarında, derhâl Hazret-i Ebubekir’e koştular:
“Arkadaşın, bir gece içinde Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan da göklere çıkıp sabah olmadan tekrar Mekke’ye geldiğini söylüyor. Bakalım buna ne diyeceksin?” dediler. Hazret-i Ebubekir: “O ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve ihtimâl yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşinen inanırım…” dedi. Müşrikler tekrar: “Sen O’nu tasdik ediyor ve bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler. Hazret-i Ebûbekir: “Evet! Bunda şaşılacak ne var? Vallahi O bana, gece veya gündüzün herhangi bir vaktinde kendisine Allah’tan haber geldiğini söylüyor da ben yine O’nu tereddütsüz tasdik ediyorum.” dedi. Daha sonra Ebubekir, o sırada Kâbe’de bulunan Peygamber Efendimiz ‘in yanına gitti. Olanları bizzat Efendimiz ‘in mübarek fem-i saadetlerinden dinledi ve: “Sadakte (doğru söyledin) ya Resulallah!.” dedi. Allah Resulü ’de, O’nun bu tasdikinden gayet memnun kalarak cihanı aydınlatan tebessümüyle Hazret-i Ebubekir’e: “Ey Ebubekir! Sen Sıddıksın!.” buyurdular. Sevr Mağarası: Hicret esnasında Sevr Mağarası’na doğru giderken Hazret-i Ebubekir, Fahri-i Kâinat Efendimiz ‘in kâh önünde, kâh arkasında yürüyordu. Allah Resulü: “Ey Ebubekir, niçin böyle yapıyorsun?” diye sordular. Hazret-i Ebubekir: “Ya Resulallah! Müşriklerin arkanızdan yetişebileceğini düşünüyor, arkadan yürüyorum; ileride pusu kurup bekleyebileceklerini düşünüyor, önünüzden yürüyorum!” dedi. Daha sonra Sevr Mağarası’na ulaştılar.
Ebubekir (r.a.): “Ya Resulallah! Ben mağarayı temizleyinceye kadar, Siz burada bekleyin!” dedi ve mağaraya girdi. Mağaranın içini temizledi. Eliyle yokluyor, bir delik bulduğunda hemen elbisesinden bir parça kesip orayı kapatıyordu. Bunun üzere üst elbisesinin tamamını deliklere tıkadı, sadece bir delik kaldı. Ona da topuğunu koyduktan sonra: “Artık gelebilirsiniz ey Allah’ın Resulü!” dedi. Hz. Ebubekir’in üst kısmında elbise olmadığını fark eden Allah Resulü: “Elbisen nerede, ey Ebubekir?” diye hayretle sordu. Hz. Ebubekir de yaptıklarını anlattı. Bu âlicenap davranış karşısında son derece duygulanan Allah Resulü, mübarek ellerini kaldırarak Ebubekir için dua ettiler. Resulullah da gelip onun yanına oturdu. Mübarek başını mağara arkadaşının dizine dayayarak uyudu. Biraz sonra Hz. Ebû Bekir, ayağında müthiş bir sızı hissetti. Acısından âdeta ciğeri yandı. Ama onun fedakârlığının ölçüsüne bakın ki, Resulullah’ı uyandırmamak için yerinden hiç kıpırdamadı. Fakat acının tesiriyle gözlerinden yaş geldi. Resulullah mübarek yüzüne düşen bu damlalarla uyandı: “Ne oldu, ey Ebû Bekir?” dedi. Ebû Bekir: “Anam babam sana feda olsun, yâ Resulallah! Ayağımı bir şey soktu!” dedi.
Maddi ve manevi dertlerin dermanı olan Resulullah, mübarek tükürüğünü ısırılan yere sürdüğü anda Hz. Ebû Bekir’in ağrısı sızısı kesiliverdi. Bu büyük fedakârlık karşısında duygulanan Peygamberimiz, duygularını şöyle dile getirdi: “Ey Allah’ım! Ebû Bekir’in derecesini kıyamet günü benimle beraber eyle.” Müşrikler, mağaraya yaklaşırlarken endişeye kapılan Hazret-i Ebubekir Sıddık, Resulullah Efendimize: “Ben öldürülürsem, nihâyet bir tek kişiyim, ölür giderim. Fakat Sana bir şey olursa, o zaman bir ümmet helâk olur.” diyordu. Peygamber Efendimiz ayakta namaz kılıyor, Ebubekir (r.a.) de gözcülük yapıyordu. Bir ara: “Mekkeliler Sen’i arayıp duruyorlar. Vallahi ben kendim için endişelenmiyorum. Fakat Sana zarar vermelerinden korkuyorum.” dedi. Resul-i Ekrem Efendimiz ise:
“Ey Ebubekir! Mahzun olma! Hiç şüphesiz Allah bizimle beraberdir!” buyurdular. Hz. Ebûbekir orada dolaşıp duran müşriklerin ayaklarını görünce de: «Ey Allah’ın Resulü! Eğer şunlardan biri eğilip aşağıya bakacak olursa mutlakâ bizi görür!» dedi. Resûlullah ise: “–Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyorsun, ey Ebûbekir?!” buyurdular.

Allah Resulüne karşı Sevgisi

Bir gün Hz. Ebubekir, Kâbe’de insanları Allah’a ve Resul’üne îmân etmeye çağırmıştı. Buna öfkelenen müşrikler, Hz. Ebubekir’le müminlerin üzerine yürüyüp onları şiddetle dövmeye başladılar. Hele fasık Utbe, Hz. Ebubekir’in üzerine çıkıp çiğnedi, yüzünü demir tabanlı ayakkabılarıyla tekmeledi. Hz. Ebubekir’in her tarafı kan revan içinde kaldı. Kabîlesi Teymoğulları, Hz. Ebubekir’i müşriklerin elinden zorla kurtarıp baygın bir hâlde evine götürdüler. Öleceğinden korkuyorlardı. Hz. Ebubekir, ancak akşama doğru kendine gelebildi ve ilk olarak bin bir zahmetle: “Resulullah nasıl, iyi mi?” diye sordu. Annesi Ümmü’l-Hayr sürekli: “Bir şeyler yiyip-içsen!” diye ısrar ediyor, Hz. Ebubekir ise, sanki onu hiç duymuyormuş gibi: “Resulullah ne yapıyor ne hâldedir?” diye sorup duruyordu. Annesi oğlum Resulullah iyidir sen bir şeyler yiyip içsen deyince o da Allah Resulünü görmeden asla dedi.
Gece olunca, bin bir güçlükle ve gizlice Dâru’l-Erkām’a gidip Resulullah’ı görünceye kadar hiçbir şey yiyip içmedi. Peygamber Efendimizi görünce de hemen dizlerine kapanıp: “Anam-babam Sana feda olsun ya Resulallah! Benim hiçbir sıkıntım yok. O habis fâsık beni biraz hırpaladı, o kadar!” dedi.

Hz. Ebubekir’in (r.a.) İbadet Aşkı

Müşrikler, Hz. Ebubekir’in Kâbe’de ibadet etmesine müsaade etmedikleri için, o da evinin önünde bir namazgâh edinmişti. Orada namaz kılıp Kur’an okumaya başladı. Rikkat-i kalbiyle sahibi, yufka yürekli bir zât olduğu için, Kur’an-ı Kerîm’i okurken hüzünlenir, gözyaşlarına mâni olamazdı. O, Kur’an-ı Kerîm’i böyle derin bir vecd içinde okurken müşriklerin çocukları ve kadınları, etrafında toplanıp hayran hayran dinlemeye başladılar. Bu hâl, Kureyş müşriklerini korkuttu. Buna mâni olmak için uğraştılar. Ebubekir (r.a.) ise Allah’ın himâyesine sığınarak ibadetlerine devam etti. Ebû Bekir’in (r.a.), Müslüman olduğunda 40 bin dirhem serveti vardı. Hepsini İslam davasına harcanmak üzere Peygamberimizin emrine verdi. Hz. Ebû Bekir bir yandan fikriyle, ikna ve ispat kabiliyetiyle İslam’ı durmadan tebliğ ediyor, diğer taraftan da fakir Müslümanlara maddi yardımlarda bulunuyordu. Onun vasıtasıyla Mekke ileri gelenlerinin pek çoğu İslam’a girme şerefine ermiştir.

Hz. Ebubekir’in (r.a.) Namaz Kıldırması

Hz. Ebû Bekir bir sabah namazında Peygamber Efendimize imamlık yapma şerefine erdi. Allah Resulü son günlerinde hastalığının ağırlığı sebebiyle mescide çıkamamıştı. Cemaate namaz kıldırması için de Hz. Ebubekir’i imam tayin etmişti. Fakat bir ara kendisini iyi hissederek mescide çıktı.

Cömertligi

İbn Ömer anlatıyor: “Bir gün Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) oturmuş, arkadaşlarıyla
konuşuyordu. Ebû Bekir’in üzerinde yalnız bir abâ vardı. Abânın iki yakasını dikenle birbirine
bağlamıştı. Derken Cibril (aleyhisselâm) indi ve Peygamberimiz’e Allah’ın selâmını ilettikten
sonra ‘Ya Resûlallah, Ebû Bekir’in üstündeki, yakaları dikenle birbirine bağlı olan bu abâ nedir?’
dedi. Peygamber Efendimiz ‘Ya Cibril, bu adam Mekke’nin fethinden önce bütün malını benim
yolumda harcadı.’ dedi. Cibril (aleyhisselâm), ‘Cenâb-ı Hak tarafından kendisine selâm söyle ve
de ki: Cenâb-ı Hak: Ebû Bekir bu fakir hâli ile Benden memnun mudur, yoksa değil midir?’ diye
soruyor, dedi. Bunun üzerine Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebû Bekir’e dönüp ‘Ya Ebâ
Bekir, Cibril (aleyhisselâm), sana Allah’ın selâmını iletir ve Cenâb-ı Hak ‘Ebû Bekir, bu fakir hâli
ile Benden hoşnut mudur, yoksa değil midir? diye soruyor.’ dedi. Hz. Ebû Bekir ağlayarak ‘Ben
Rabbime nasıl darılırım? Ben Rabbimden hoşnutum, ben Rabbimden hoşnutum.’ diyerek
karşılık verdi.”

Tevazu

Hz. Âişe ve İbn Ömer anlatıyorlar: “Hz. Ebû Bekir ticaretle uğraşan bir zattı. Her gün pazara
gider, alış veriş yapardı. Kendisinin bir sürü koyunu vardı. Bu koyunlar akşam ona getirilirdi.
Bazen kendisi çıkarak koyunları güder, bazen de bu işi başkası yapardı. Halîfe olduğu zaman o
mahalleden bir genç ‘Artık bizim koyunlarımızı sağmazsın.” dedi. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir:
“Hayır, hayatıma yemin ederim ki onları sizin için sağacağım. Umarım ki yüklenmiş olduğum
vazife daha önceki iyi ahlâkımı değiştirmeyecektir.’ dedi ve eskisi gibi bir müddet daha
mahallenin koyunlarını sağmaya devam etti.”. Ata b. Sâib’in anlattığına göre o halîfe olmasına
rağmen pazara gitmeye ailesinin rızkını temin için tıpkı eskisi gibi çalışmaya devam etmek
istiyordu. Ama onca devlet işinin altında buna vakit ayırmak hakikaten zor bir işti. İşte bu
gerçeği gören Hz.Ömer, yine bir gün Ebû Bekir pazara giderken sordu:
– Nereye gidiyorsun?
– Pazara!
– Müslümanların idaresini üstlendin. Pazarda ne işin var?
– Pazara gitmezsem çoluk çocuğumun yiyeceğini nasıl sağlayacağım?
– Buyur, Ebû Ubeyde’ye gidelim, o sana maaş bağlasın.
Birlikte Ebû Ubeyde’nin yanına geldiler. Ömer durumu izah edince Ebû Ubeyde (radıyallahu
anh):
– Sana, muhacirlerden orta halli birinin masrafı kadar yiyecek, nafaka, ayrıca kışlık ve yazlık
elbiseler takdir ediyorum. Eskittiğini getirir, yenisini alırsın, dedi.

Sabrı

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir defasında Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve
sellem) “Bugün içinizden kim oruç tuttu?” diye sordu.
Ebû Bekir (radıyallahu anh) “Ben” dedi.
Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Hasta ziyaretine gideniniz var mı?”
Yine Ebû Bekir (radıyallahu anh) “Ben” dedi.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Hanginiz bir cenazenin teşyiinde bulundu?”
Yine Ebû Bekir (radıyallahu anh) “Ben” dedi.
Resûlullah Efendimiz en son “Bugün kim bir yoksulun karnını doyurdu?” diye sorunca,
Ebû Bekir (radıyallahu anh) “Ben” dedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)“Bu hasletleri bir günde
kendisinde toplayan adam muhakkak Cennet’e girer.” buyurdu.
Hz. Ebubekirin ağaç dalına konan kuş karşısında söylediği şu sözlere kulak verelim: “Ne mutlu
sana! Vallahi isterdim ki ben de senin gibi ağaç dallarına konan, hiçbir hesabı ve azabı olmayan,
ağaç meyvelerini yiyen ve uçup giden bir kuş olaydım. Vallahi isterdim ki herhangi bir yolun
kenarında bir ağaç olaydım da yanımdan geçen develer beni ağızlarına alıp, çiğneyip yutaydılar,
sonra pislik olarak çıkarıp ataydılar. Yeter ki beşer olmayaydım.”

İlk Hutbe

Hz. Ebû Bekir’in ilk hutbesi, günümüzde herkesin kabulüne vabeste olan kavram ile ‘hükümet
programı’ mahiyetini taşımaktadır. O bu hutbesinde hilâfeti boyunca takip edeceği genel
siyaseti kısa ve öz bir şekilde ifade etmiştir. Hutbesi şöyledir:
“Başınıza geçmiş olmam, içinizde benden iyisi yoktur demek değildir. Fakat Kur’ân-ı Kerim nâzil
olmuş, Allah Resûlü dinin hükümlerini açıklamış ve bize aklın en üstününün takva olduğunu,
akılsızlığın en koyusunun da fısk olduğunu bildirmiştir. Şunu bilin ki en kuvvetliniz; benim
yanımda mazlûmun hakkını kendisinden alıncaya kadar en zayıfınızdır. En zayıfınız da yanımda
hakkını zâlimden alıncaya kadar en kuvvetlinizdir. Ey insanlar! Ben ancak Resûlüllah’ın yoluna
tâbiyim. Ben aklıma ve arzuma göre hareket etmeye yetkili değilim. Şu hâlde ben, eğer iyi olur,
iyilik edersem bana yardım ediniz. Ve eğer doğru yoldan çıkarsam beni doğru yola çağırınız. Bu
sözümü söyler, kendim ve sizler için Allah’tan mağfiret dilerim.”

Hz Ebubekir’in güzel bir nasihati

“Ey Allah’ın kulları! Biliniz ki siz ne zaman biteceğini bilmediğiniz bir ömür süresi içinde gidip
geliyorsunuz. Eğer siz, ömrünüzün salih amel işlerken bitmesini temin edebilirseniz, bunu
yapınız. Bunu da ancak Allah’ın yardımıyla elde edebilirsiniz. Öyleyse, ömrünüz
tamamlanmadan, kötü amellerinizle baş başa kalmadan, imkânlarınızı değerlendirip, sevaplı
ameller işlemede acele ediniz. Bazıları bu imkânı başkalarına tanımış; fakat kendilerini
unutmuşlardır. Siz onlar gibi olmayınız. Çok acele ediniz! Çok acele ediniz; çünkü arkanızdan
çok acele gelen ve sizi yakalamak isteyen bir düşman vardır.”
“Öyleyse, gün be gün, saat be saat çalışın. Mazlumun bedduâsından sakının. Kendinizi
ölülerden sayın ve sabredin. Çünkü, amelin sırrı sabırdır. Haram işlemekten sakının, Zira bu,
fayda verir. İyi şeyleri yapın, kabul edilir. Cenâb-ı Allah’ın sizi sakındırdığı şeyden kendinizi
koruyun ve size vaad ettiği rahmetini kazanmaya koşun. Anlayışlı olun. Cenâb-ı Allah, sizden
öncekileri helâk etmesinin sebebini; kurtulanların da ne ile kurtulduklarını bildirmiş, kitabında
helâli ve haramı, sevdiği ve sevmediği şeyleri açıklamıştır. Bu hususta elimden geleni sizden
esirgemem. Yardım ancak Allah’tan istenir ve bütün kuvvet ve kudret Allah’a mahsustur.”
Die Gefährten des Propheten

Geri Bildirim

Dieses Formular wurde gelöscht oder ist nicht verfügbar.