Bu soruda açıkça bir mantık hatası vardır. Şöyle ki Allah, başkası tarafından yaratılmaya muhtaç değildir. Onun varlığı kendindendir. Eğer bir şey yaratılmaya muhtaç ise o Allah olamaz. Onu yaratan Allah’tır. Diyelim ki Allah’a bir yaratıcı bulduk. Bu durumda hemen aklımıza “Onu kim yarattı?” sorusu gelecek. Sonra da “Onu kim yarattı?” diyeceğiz… Neticede sonu gelmez bir kısır döngü olacak. Mantıken bu işin başına varlığı kendinden olan birini koymamız gerekecek. O her şeyi yaratacak ve kendi varlığı kendinden olacak.
Lokomotif ve Vagon Örneği
Bir trene baktığımızda, en arkadaki vagonu bir öndeki, bir öndeki vagonu bir öndeki çekiyor. Böyle böyle lokomotife kadar geliyoruz. Şimdi desek ki lokomotifi ne çekiyor? Ne kadar mantıksız olur, değil mi? Çünkü bütün vagonları o çekiyor fakat o kendi hareketini kendi sağlıyor. Aynen onun gibi de Allah her şeyi yaratmıştır. Fakat kendi varlığı kendindendir. Zaten o yüzden O’na Allah diyoruz. Allah dediğimizde, varlığın kaynağını, başlangıcı olmayan ve her şeyi yaratanı kastediyoruz. Eğer Allah’ı bir başkası yaratmış olsaydı, O’na Allah denmezdi. Çünkü Allah yaratılan değil, yaratandır. Başlangıcı olmayan, ezelî bir varlıktır.
İki ayaklı bir sandalye düşünelim. Tabii ki ayakta duramaz. Bu sandalye başka iki ayaklı bir sandalyeye dayanmış olsun. Yine ayakta duramazlar. Aynı şekilde ne kadar iki ayaklı sandalye koyarsak koyalım, eğer sonuna dört ayaklı bir sandalye koymazsak bunlar ayakta duramaz. Namaz kılarken cemaat imama uyar. Peki imam kime uyar? İmam hiç kimseye uymaz, kendine uyar. Zaten o da başkasına uysa imam değil, cemaat olurdu. Aynen bunun gibi Allah’ı da başkası yaratsa o da mahluk olurdu. Allah olamazdı. Nasıl bir marangoz yaptığı masaya benzemez. Ne kadar kendine benzetmek istese de yanlış olur. Aynen onun gibi Allah da yarattığı varlıklara benzemez. Çünkü onun eşi ve benzeri yoktur. Mesela masa kendi başına hareket edemez fakat onu yapan marangoz hareket edebilir. Aynen onun gibi insan da kendi başına var olamaz fakat Allah kendiliğinden vardır.
Sıfırlar
Meselâ elimizde sadece bir sıfır olduğunu düşünelim. Bir sıfırın tek başına hiçbir değeri yoktur. Yanına ne kadar sıfır eklenirse eklensin, sonuç yine sıfır olur. Fakat sıfırın sol tarafına bir rakam geldiğinde durum değişir. Meselâ başına “1” yazıldığında, sıfır artık değer kazanır ve 10, 100, 1000 gibi sayılar ortaya çıkar. Demek ki sıfıra değer kazandıran şey, onun kendi gücü değil; başındaki rakamdır.
Bu örnekle anlatılmak istenen şudur: Kendi başına gücü ve yeterliliği olmayan şeyler, bir araya gelseler bile büyük bir güç oluşturamazlar. Yardıma muhtaç olanlar birbirlerinin eksikliğini tam anlamıyla gideremez. Meselâ çalışmayan ampulleri yan yana koymak ışık oluşturmaz. Hepsinin elektriğe ihtiyacı vardır. Elektrik geldiğinde ise hepsi çalışır.
İşte evrenin kendi kendine var olamayacak kadar aciz olması, hiçbir şeyin kendi başına kendi değerini oluşturamaması ve sebeplerin kendi aralarında birbirlerini var edememeleri bizi kaçınılmaz olarak Allah hakikatine götürür. Madem ki trilyonlarca ‘sıfır’ değerindeki varlık, yan yana gelse de bir değer ifade etmiyor; o halde bu varlık alemini bir anlam ve kıymetle donatan, varlığın özündeki o ‘ilk rakam’, yani hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, mutlak kudret ve irade sahibi olan Allah’tır. Akıl, tesadüflerin veya sadece ‘sebeplerin’ bu devasa düzeni kuramayacağını anladığı noktada; yaratılan her şeyin üzerindeki o mutlak Yaratıcıyı, yani Allah’ı bulur ve O’nun varlığını kabul etmek zorunda kalır.
Sonuç:
“Allah’ı kim yarattı?” sorusu, aslında Allah’ın ne demek olduğunu bilmemekten kaynaklanıyor. Allah, başlangıcı olmayan, yaratılmamış ve her şeyin yaratıcısı olan Zât’tır. Bunu anladığın anda zaten bu soruyu sormanın anlamsız olduğunu fark edersin. Eğer hâlâ soruyorsan, bu bir düşünme hatasıdır. Ama samimiysen, öğrenmeye açıksan, biz sana Allah’ı tanıtmaktan memnun oluruz. Çünkü Allah’ı tanımak demek, her şeyin anlamını bulmak demektir. İşte mesele bu kadar açık. Lokomotifi vagon sanma; Allah’ı yaratılmış bir varlık gibi düşünme. O’nu tanı, O’nu anla. Soruların da, hayatın da anlam kazansın.
Kaynak: Asrın Getirdiği Tereddütler