Allah’ı göremeyişimizin pek çok sebebi vardır. Bunları dört madde hâlinde özetlemek mümkündür:
1. Yaratılış kapasitemiz Allah’ı görebilecek bir güçte değildir. Çünkü görme, ihâta yani her şeyiyle kuşatma, içine alma meselesidir. Mesela mikro alemde virüsleri, bakterileri, makro alemde ise kâinatın tamamını göremiyoruz. Gözlerimizin bir görme kapasitesi vardır ve bu konuda onlar yetersiz kalırlar. Onun için Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:
2. Allahu Teâlâ’nın benzer ve zıddı yoktur. Bizim varlık âleminde bir şeyi görüp onu bilmemiz o şeyin benzerinin veya zıddının olması sebebiyledir. Soğuk olmasaydı, sıcağı, ışık olmasaydı karanlığı bilemezdik. O yüzden Allah’ı kavrayabilmemiz mümkün değildir. Çünkü O’nun varlıkta ne bir benzeri ne de bir zıddı vardır. Nitekim Cenâb-ı Hak da “Onun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûra, 42/11) buyurarak bu hakikati dile getirir.
3. Allah o kadar çok ve her şeyde kendini gösteriyor ki, bu parlaklık ve yakınlık bizim O’nu doğrudan görmemize engel oluyor. Tıpkı güneşin ışığının çokluğu nedeniyle güneşe doğrudan bakılamaması gibi, O da büyüklüğünden dolayı gizlidir. Bunu güneş misaliyle anlatmaya çalışalım: Eğer güneşi bütün gökyüzünü kuşatacak, dünyanın dört bir yanına ışıklarını verecek derecede büyütmek mümkün olsaydı, artık onu görmemiz mümkün olmazdı. Çünkü güneşin sürekliliğiyle, gece ortadan kalkıp her an gündüz olacağı için, güneşin ne olduğunu bilmemiz, ışıktan söz etmemiz de mümkün olmayacaktı. Hem güneş, hem de ışığı, zuhurunun şiddetinden (yani varlığını an be an ve yoğun bir biçimde göstermiş olması sebebiyle gizlenmiş olacaktı.
4. İmtihan dünyası bunu gerekli kılmaktadır. Herkes, gözüyle Allah’ı görseydi o zaman imtihan sırrı ortadan kalkardı. Bu durum imtihan yapan bir öğretmenin, soruları sorduktan sonra cevabını yazdırmasına benzerdi. Maksat inananla inanmayanın, iyiyle kötünün ortaya çıkması olduğuna göre Allah, imtihanın gereği olarak kendisini gizlemiş, ama eserleriyle varlığını akıl gözlerimize sunmuştur.
Gözümle Görmediğime İnanmam(!)
İnançsız bir adam, İmam Azam Hazretleri’ne şöyle bir sorar: “Allah varsa O’nu niçin göremiyoruz?” İmam Azam soruyu kolay bulmuşçasına tebessüm eder: “Önce bize süt getirsinler de sohbetimiz biraz daha tatlansın.” der. Adam dudaklarını kemirerek, “İyi olur ya.” der, “Hem içer hem konuşuruz.”
Sütler gelir. O zaman sütü tatlandırmak için içine pekmez katılırmış. Tabii şimdiki şekerler yok henüz. Adam sütünü tatlandırıp içmeye başlar. Fakat İmam Azam adama bir kaşık daha pekmez sunarak, “Buyurun sütünüzü tatlandırın.” der. Adam, “Sağ olun, ben pekmezi karıştırdım, sütüm pekmezlidir. Siz benim soruma cevap verin.” der.
İmam Azam, “Önce sütün pekmezini, (bugünkü tabiriyle şekerini) halledelim.” der. Adam, ses tonunu biraz daha yükselterek: “Benimkisinin pekmezi vardır dedim ya!” der. İmam Azam: “İnanmam.” der Adam büsbütün kızar: “Niçin inanmıyorsun?” “Ben görmediğim şeye inanmam. Süte karıştırdığın pekmezi gösterirsen inanırım.”
“Süte karıştırılmış pekmez görünür mü hiç? Onu gözüne gösteremem ama içersen tadını dilin anlar. Çok merak ediyorsan gözünle göremezsin ama dilinle sütün tatlandığını anlayabilirsin. Hem bununla da niye uğraşıyoruz? Sen bana sorumun cevabını söyle bakalım…”
“Bana fırsat vermediniz ki, sorunuzun cevabını kendiniz verdiniz.” “Nasıl yani?” “Nasılı var mı? Sütün içine karıştırılmış pekmezi nasıl görülmezse Allah vardır ve bu gözümüzle görünmez. İçtiğimiz sütün yağını da gösteremezsiniz. Ama süt çok güzel ve yağlıdır. Onu da gözümüzle değil dilimizle tadınca anlarız. Demek ki bu dünyada ki pek çok şeyi de biz gözümüzle göremiyoruz. Ancak onları meydana getirdikleri tesirlerden ve eserlerden anlıyoruz. Ya da bir başka duyu organımızla varlıklarını anlıyoruz. Siz sütün yağını ve şekerini bile göremediğiniz hâlde Allah’ı görmek istiyorsunuz. Hâlbuki bu gözümüz dünyadaki her şeyi göremeyen sınırlı bir gözdür.” Aynen bunun gibi, bizde Allah’ı gözümüzle bu dünyada göremiyoruz ama O’nun yarattıklarını, eserlerini görüyoruz. Meydana getirdiği tesirleri anlıyoruz. Ama kafa gözümüzle değil, akıl gözümüzle oluyor bu iş…
Kaynak: Niçin İbadet Etmeliyiz-Işık Yayınları