Namazın manası, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tazim ve şükürdür. Namaz, kul ile Allah arasında bağ kurmaktır.
Namaz, ibadetlerin en camiidir ve İslami ibadet sistemi içinde en yüksek ve en önemli konumdadır. Kur’an’da yüze yakın yerde anılmış olması bunun açık bir ifadesidir. “… Namaz belirli vakitlerde müminlere farz kılınmıştır.” (4/103) “Ey müminler, siz namazı hakkıyla ifa etmeye devam edin, zekâtı verin, Peygambere itaat edin ki merhamete mazhar olasınız. (Nur/56)
Kur’an’da, inanmaya imana ait meselelerin hemen ardından namazdan bahsedilir. Müslümanlar namaza çok dikkat etmelidir. Zira kulun ilk defa hesaba çekileceği amel namazdır. Bundan diğer hususların önemsiz olduğu gibi bir mana anlaşılmamalı; aksine namazın ehemmiyeti anlaşılmalı. Bazıları şöyle diyor: “Falan iyi bir insan ama namaz kılmıyor.” Bu, Allah ölçülerine göre çarpık bir düşünce… Bir insan namaz kılmıyorsa, hayatının en büyük kayıp kuşağında yaşıyor demektir.
Namaz; insanı Allah’a yaklaştırmada hem bir vesile hem de yakınlaşmanın ta kendisidir. Gaflet hali gelip geçtiğinde yani; namazı kılmadığı zamanlarda ya da kaçırdığında, ardından bir üzüntü duymuyorsa o insan tehlikede demektir.
Allah (cc) her gün yirmi dört saat hayat sermayesini bize ihsan ediyor. Ta ki, iki hayatımıza gerekli şeyleri o sermaye ile alalım. Biz kısacık hayat-ı dünyeviye ye yirmi üç saati sarf edip, beş vakit namaz için yeterli olan bir saati, ebedi hayatımız için sarf etmezsek; ne kadar akılsızca bir hata yapmış oluruz… Eğer, bir saati beş farz namaza sarf etsek; o halde başımıza gelen sıkıntılar ve musibetlerin her bir saati, bazen bir gün ibadet hükmüne geçer, bunun ne derece kârlı bir imtihan, bir ticaret olduğu düşünülmelidir…
İnsanın, şeytan ve nefis denen düşmanlara karşı bir kavgası vardır ve bu kavga bir manada dışa karşı verilen cihattan daha büyüktür. İnsan, bu her iki cihadı da yerine getirmekle mükelleftir. İnsanın, şeytan ve nefisle yaptığı cihatta kullanacağı en mühim silah da namazdır. Efendimiz;
“Ne dersiniz? Birinizin kapısının önünde bir nehir olsa da o kimse her gün bu nehirde beş defa yıkansa, kirinden bir şey kalır mı?” Sahabeler:
O kimsenin kirinden hiçbir şey kalmaz, dediler. Resulü Ekrem:
“Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Allah beş vakit namazla günahları silip yok eder” buyurdular.
Hayat Namazla Değer Bulur
İnsan kendisine verilen akıl sayesinde iyiyi ve kötüyü ayırabilme kabiliyetine sahiptir. Evet o yaptığı bütün işlerin akıbetini aklını kullanarak görebilir. Şimdi namaz gibi dinin en önemli şartının aksatılmasının veya her gün şikâyet edilmesinin ne kadar akıldan uzak olduğuna bakalım:
Ömrün ebedi değil. Yaşadığın zaman içerisindeki görevlerini yerine getir. Yarına kavuşacağına garantin yok. Faydasız geçen ömrünü iyi değerlendir. Bütün bunlar ulaştığımız zaman diliminde bütün ibadetlerin özü olan namazı kılmakla gerçekleşir.
2-Vücudunun ihtiyacını yemek yeme, su içme ve dinlenme gibi faaliyetlerle karşılıyorsun. Ya ruhun, ölüm korkusun dan, ayrılık acısına birçok nedenle ruhun sıkılıyor. Bunalıyorsun ruhuna nefes aldıracak hayat boyu vicdanına azap çektirmeyecek tek çare görevini yerine getirmektir. Ruhunun ebediyet isteğini dünyadan talep etme kendinde yok ki sana versin. Ebediyet Ebedi olandan istenir. Ondan ebediyet istemenin en güzel yolu günde beş defa ona yalvarmaktır.
Düşün dün namazını kılmasaydın yine geçecekti. Bugün namazını kılsan da kılmasan da geçecek. Kılarsan kurtulursun hem bu dünyada hem öbür dünyada. Kılmazsan başına geleceklere hazır ol.
Hem dikkat et yaptığın vazifenin karşılığı az değil ebedi cennettir. Fani dünyada kısacık bir hayat için gösterdiğin gayreti hatırla. İleri de rahat etmek için nasıl da çaba sarf ediyorsun. Halbuki özlediğin, beklediğin o zamana ulaşman garanti değil. Oysa ebedi cenneti Allah vaat ediyor. Öyleyse her şeye gücü yeten Rabbin emrine neden itaat etmeyesin ki. Eğer vazifeni yapmazsan başıboş bırakılmayacaksın cehenneme gidersin. Cenneti ve Cehennemi sakın kendinden uzak sanma 80 yıl sonra sen ve arkadaşlarının hemen hemen hiçbiri hayatta olmayacak.
Sakın deme! Beni meşgul eden boş işler değil hayatımın devamı için önemli işlerdir. Şöyle düşün dünyanın en zengin insanı, dünyanın en başarılı bilim adamı, dünyanın en iyi futbolcusu, dünyanın en yakışıklı kişisi ve böyle birçok güzel vasıfların en iyisine sahip olmak istemez miydin.? Oysa hiçbir insan her istediğine sahip olamaz. Buradan da anlaşılıyor ki insanın gerçek vazifesi hayvan gibi çabalamak değil ahiretini kurtarmak, hakiki ve ebedi mutluluğa ermektir. Maç seyrettiğin saatleri, avare gezdiğin vakitleri, boş konuştuğun anları düşün zamanın çoğunun hem dünya hem de ahiret için faydasız işlerde geçtiğini hatırla ve kendine çeki düzen ver. Allah’ın sana bahşettiği zamanı iyi değerlendir ki cennete layık hale gelebilesin.
Dördüncü Söz
Namaz dinin direğidir! (Hadis) Namaz hem çok değerli ve önemlidir hem de çok az bir masrafla kolayca pek çok sevap kazandırır. Hem namaz kılmayan insan çok zarar eder, çok şey kaybeder. Namazın ne kadar kıymetli ve mühim olduğunu, ne kadar az bir zahmet ve gayretle ne çok şey kazandırdığını, namazsız insanın ne kadar divane ve zararda olduğunu iki kere iki dört eder derecesinde kesin bir şekilde anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, gör: Bir zaman bir büyük hâkim, padişah varmış. Bu padişahın çok ama çok güzel bir çiftliği varmış. Ayrıca bu padişaha hizmet etmekle, onun söylediklerini yapmakla görevli iki tane hizmetkârı varmış.
Padişah bu iki hizmetkârını gidip orada kalsınlar diye o güzel çiftliğine göndermiş. Ama çiftlik uzak bir yerdeymiş. Yürüyerek gidersen iki ay sürüyormuş yolculuk. Padişah her ikisine de 24 tane altın vermiş ve “Şu para ile yolda gereken masraflarınızı karşılayın ve kendinize bilet alın. Çiftlikte size lazım olacak şeylerinizi alın ve ihtiyaçlarınızı karşılayın. Bir gün yürüyerek yolculuk yaptıktan sonra bir istasyon var. O istasyonda hem otobüs hem tren hem de uçak var. Paranız hangisine yetiyorsa ona bilet alır binersiniz.” demiş. İki hizmetkâr, padişahın söylediklerini dinledikten sonra yola çıkmışlar. Birisi şanslı ve söz dinleyen birisiymiş, istasyona kadar az para harcamış. Fakat, o masraf içinde Efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret yapmış ki: parası, birden bine çıktı.
Öteki hizmetkâr şanssız, söz dinlemeyen birisi olduğundan; istasyona kadar yirmi üç altınını harcamış. Gereksiz şeylere harcamış ve bitirmiş, bir tek altını kalmış. İstasyonda ikisi de karşılaşmışlar. Arkadaşı ona demiş: “Yahu, şu bir altınını bir bilete ver. Yoksa bu uzun yolda iki ay yürümek zorunda kalırsın, aç kalırsın, yiyecek alacak paran bile kalmamış, iki ay yolda yetmez bu para yiyecek almana. Hem bizim efendimiz ikram etmeyi çok sever, kerimdir, belki sana merhamet eder, yaptığın hatayı bağışlar.
Hem istasyonun sahibi de O’dur zaten, belki seni paran yetmese de yine de uçağa bindirirler. Uçağa binersek gideceğimiz o uzak çiftliğe bir günde varabiliriz. Yoksa iki aylık bir yolculuğu yürüyerek, aç ve yalnız gitmeye mecbur olursun.”
Acaba şu adam o bir altınını ne yapmalı çocuklar? Bilet almak için vermeli mi? Acaba şu adam inat edip, o tek altınını çok kıymetli olan bir bilete vermeyip, geçici bir lezzet için harcasa, şeker veya oyuncak alsa; akılsız, zararlı, şanssız birisi olmaz mı? Evet olur. Akıllı olan herkes onun çok zararlı bir şey yaptığını anlar ve bilir.
İşte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan içimdeki kötü huylu çocuk!
hâkim ve padişah; Rabbimiz, bizi yaratan Allah’tır.
iki hizmetkâr yolcu ise; biri yapması gerekenleri yapar, namazını severek kılar. Diğeri namazın önemini bilmeyen, namazsız insanlardır.
yirmi dört altın ise, bir gün içerisindeki yirmi dört saattir. Yani hayatımızın her günüdür.
güzel çiftlik ise, Cennet’tir.
seyahat ise cennete, sonsuza gidecek insan yolculuğudur.
bilet ise, namazdır. Bir tek saat, bir günde abdestle beraber beş vakit namaza yeterli gelir.
Acaba yirmi üç saatini şu kısacık dünya hayatına harcayan ve o uzun hiç bitmeyen sonsuz cennet hayatına bir tek saatini harcamayan, yani namaz kılmayan ne kadar zarar eder ne kadar akılsızca hareket eder.
Halbuki namaz kıldığımızda hem ruhumuz hem kalbimiz hem de aklımız çok rahat eder. Hem vücudumuz için de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılınca diğer yaptıklarımız da güzel bir niyet ile ibadet gibi olur, sevap kazandırır.
Yani namaz kıldığımızda, namazların arasında yemek yerken, oyun oynarken, çizgi film seyrederken ve okula giderken de sevap kazanırız. Böylece bütün hayatımız yani her yaptığımız sevap kazandırır ve cenneti kazanırız. Kısacık ömrümüzle, hayatımızla sonsuz bir cennet kazanmış oluruz.
Das Gebet