Zum Inhalt springen

74. Namaz Kılmamak Arayı Açmaktır


Namazı kılmayan Rabbinden uzaklaşmış araya mesafe koymuş demektir. Zira namaz ubudiyetin hülasasıdır. Namazsızlık; mümini Allah’tan ayıran bir kayıptır. Müminin Rabbini kaybetmesidir. Ve böyle bir kayıp bir insan için en büyük kayıptır… “Namaz dinin direğidir.” Kim onu ayağa kaldırırsa (dikerse) dinini ayağa kaldırmış olur, kimde onu terk ederse dinini yıkmış olur. (Buhari)
Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu Surette bütün sermaye-i ömrünü, ahirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder.
Namaz, dinin direğidir. O olmadan diğer ibadetlerin bir kıymeti olmayacaktır. Namazsız bir adam, direksiz, sütunsuz bir binaya benzer ve yıkılıp gitmesi, an meselesidir. Hadislerde geçen bazı müjdeli haberler; mesela, cömertlerin cennete gideceği haberi her ne kadar bir müjde olsa da bu, namaz kılan cömert için geçerlidir. Namazsız bir cömertlik işe yarasa da, insana cenneti garanti edemez.
Benim kalbim temiz deyip, o kalbi veren Allah’ın en çok istediği ibadeti yapmayan insan, sadece kendini aldatır. Çünkü, kalb ancak Allah’ı anmakla tatmin olur. Allah yoksa bir kalpte, o kalb dünya sevgisiyle dolu demektir. Bir insan namaz kılmıyorsa, kalbinde Allah’a karşı derin bir boşluk var demektir ve her an bu insanın küfür sathına geçmesi söz konusudur.
Efendimiz buyuruyor ki; “Namaz kılmayanla küfür arasında sadece bir perde kalmıştır.” Belki de bunun için Sahabi, namaz kılmayana neredeyse müslüman değil nazarıyla bakıyordu. Allah Resulü, “Namazı terk eden, Allah’ın huzuruna, Allah ona çok kızmış bir halde çıkar.” buyurmuştu. Bunu bilen Abdullah bin Abbas, gözleri görmez olduğunda kendisine, sırt üstü yatıp birkaç gün namazı ima ile kılması durumunda tedavisini yapabileceğini söyleyen doktora, “hayır bunu yapamam, çünkü Allah Resulü böyle buyurdu” demişti.
Evet, namaz deyip geçmemeli; namazdan geçen, Allah korusun bir gün dinden de geçer. Sahabe, namaz kılmayana münafık nazarıyla bakardı. Efendimiz (s.a.v): “Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında namazı terk etmek vardır” buyurmuşlardır. Hz. Peygamber; “Allah beş vakit namazı kullara farz kılmıştır. Kim bunları, haklarını hafife almadan tam olarak yerine getirirse, kendisini cennete sokacağına dair Allah’tan söz almış olur. Her kim de bu namazları yerine getirmezse, Allah’ın ona verilmiş bir sözü yoktur. Dilerse ona azap eder, dilerse affeder”, buyurmuştur.
Başka bir hadis de şudur: “Kulların kıyamet günü ilk hesaba çekilecekleri amel namazdır. Rabbimiz, meleklere şöyle buyuracaktır: ‘Kulumun namazlarına bakın, onları tam mı kılmış, eksik mi bırakmış?’ Eğer namazları tam ise, tam olarak yazılır. Eğer eksiği varsa Allah tealâ şöyle buyuracak: ‘Bakın kulumun nafile namazı var mı?’ Eğer nafile namazı varsa Allah: ‘Kulumun farz namazlarını, nafile namazlarıyla tamamlayın’ buyuracak, sonra diğer farz ibadetleri de aynı işleme tâbi tutulacaktır.”
Yine Resulullah sallallahu aleyhi ve selem: “Bir müslüman, farz namazın vakti geldiğinde güzelce abdest alır, huşû içinde ve rükûunu da tam yaparak namazını kılarsa, büyük günah işlemedikçe, bu namaz önceki günahlarına kefaret olur. Bu her zaman böyledir.” Buyurdular.

Şeytanının Namazı Engelleme Metotları

Şeytan Allah’ın lâneti üzerine olsun diyor ki:
Kul namaz kılmak isteyince, ona vesvese veririm. Henüz vakit var, meşgulsün, işini bitir, sonra kılarsın, derim
Namazını geciktiremezsem, insan şeytanlarından birini yollarım ve namazını geciktiririm
Onu da yapamazsam, o kula namazda musallat olurum. – Sağa bak, sola bak, – derim, bakınca da yüzünü okşar, alnından öperim. Sonra da „namazın bozuldu” diye vesvese verir namazdan çıkarırım.
Sağa sola baktıramazsam, yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Çabuk kılmasını emrederim. Horozun yem yediği gibi çabukça kıldırırım.
Bunu da yaptıramazsam, cemaatle namaz kılarken, başına bir gem takarım ve başını imamdan önce secde ve rükuya götürürüm ve namazını bozarım. Allah ise böylelerini kıyamette eşek başlı olarak haşir eder diyor.
Bunu da yaptıramazsam, namazda parmaklarını çıtırdatmasını emrederim. Böylece beni tesbih eder
Miskinlere, zavallılara giderim, namazı bırakmalarını emrederim. – Namaz size göre değil, siz rızkınıza bakın, işinizde çalışın derim.
Hastalara giderim, hastaya zorluk yoktur, iyi olunca kılarsın derim. Hatta, hastayı isyan ettirir, küfre bile sokarım.

Çılgın

Genç mühendis, işe yeni başladığı şirketteki bir toplantıya katıldığında, masa üzerindeki gazeteye göz atıp âniden yerinden fırladı ve ‘eyvah mahvoldum’ gibilerden bir şeyler söyleyip koşar adımlarla odasına girdikten sonra, kapısını da arkadan kilitledi. Bir anda buz gibi bir hava esti içeride. Şirket sahibi, çok babacan insandı. Toplantıyı bir bıçak gibi kesip: – Bu işte bir bit yeniği var, dedi. Mühendise kötü birşeyler oldu. Dikkat edin, canına kıyabilir.
Şirket çalışanları, müdürün ne kadar tecrübeli olduğunu bildiklerinden, hep birlikte yerlerinden fırladı. Sekreterlerden biri, mühendisin okuduğu gazeteye bakarak:
-Biliyorsunuz ki bugün borsa tepetaklak geldi, dedi. Mutlaka çok sayıda hissesi vardı. Bir başkası: – Faiz veya repo da olabilir, diye araya girdi. Yüzde iki yüz sınırı aşıldı. Diğeri, kendinden emin bir tarzda:
-Dün dolar bozduracağını söylemişti, dedi. Bugün döviz aniden yükseldiği için, binlerce lira zarar etmiş olmalı.
Şirketin muhasebe müdürü:
-Kesinlikle yanılıyorsunuz, diye lafa karıştı. Daha üç gün önce avans çekmişti. Paralı insan böyle bir şeyler yapmaz. Olsa olsa karısıyla kavga etmiştir.
Kadın sekreterlerden biri: – Öyledir öyledir, diye atıldı. Hanımına geçen gün rastlamıştım, çok suratsız biriydi.
Bütün ihtimaller tek tek sıralanırken, şirket müdürü:
-Konuşmakla vakit kaybetmeyelim, diye gürledi. Her an bir tabanca sesi gelebilir içerden.
Müdürün sözleri, ortalığı tekrar karıştırdı. Şirkette ne kadar çalışan varsa, mühendisin kapısına yığıldı. Müdür bey, etrafındakileri bir el işaretiyle susturduktan sonra, yumuşak bir sesle:
-Mühendis beyyy!. diye seslendi. Benim canım kardeşim, sakın bir çılgınlık yapma. Biliyorsun ki bu dünya fânidir. Bir gün zaten öleceğiz, değil mi?
Mühendisin bulunduğu oda müstakil olduğu için başka bir mekâna bağlanmıyordu. Bu yüzden de herkes, onun içeride olduğundan emindi. Oda kapısı da özel olarak izole edildiği ve iki adet çelik levhadan yapıldığı için bütün çabalara rağmen kırılmıyordu. Buna rağmen içeriden çıt çıkmıyordu. Bu arada itfaiyeye haber verildi, altıncı katta bulunan odanın pencereleri altına brandalar gerildi ve televizyon kameramanları, yüzlerce meraklı eşliğinde canlı yayına geçerek, adamın aşağı atlaması için duaya başladılar. Mühendis bey, on beş dakika sonra kapıyı açtı. Yüzü ışıl ışıldı ve neler olup bittiğinden habersiz görünüyordu. Kapı önündeki kalabalığın şaşkın bakışları arasında:
-Az kalsın ikindi namazını kaçırıyordum, diye gülümsedi. Dünya fâni olduğundan, bu iş ihmale gelmez dedi.

Namaz Kılmayı Gerektiren Deliller

Başta Cenab-ı Hak, namazı emreder. O’nun kulu olan, O’nun biricik isteğini yerine getirmez mi?
Melek ve Peygamberler başta olmak üzere, bütün nurani şahsiyetler, en büyük şerefi Allah’a bağlılıkta bulmuşlar, bunu da namazla göstermişler.
İnsan gayet aciz, küçük, güçsüz ve muhtac olarak yaratılmıştır. Bu durumunu telafi için mutlaka En Büyük, Sonsuz Kudret sahibi, Hiçbir şeye muhtac olmayan Allah’a dayanmak, O’na bağlılığını ortaya koymak zorundadır. Bu da en iyi şekilde namazla olur. Çünkü günde beş defa insan O’nun huzuruna varır ve el pençe divan durur.
İnsan fıtraten mutlaka birine kulluk yapacak şekilde yaratılmıştır. Görülüyor ki, Allah’tan başka her şeye gücü yeten, bütün ihtiyaçlara cevap verecek kimse yoktur. Öyleyse, O’na kulluk etmeli, O’ndan başkasının kapısını çalmamalı. Bu duyguyu da ifade eden ve canlı tutan, namazdır.
Namaz kılmak, diğer bütün mahlukatın hukukunu gözetmek demektir. Çünkü, Kur’an’ın ifadesiyle kainatta her şey Allah’ı tesbih etmektedir. İbadetsiz özellikle de namazsız bir insan, kainatın bu ibadetini görmez, göremez.
Namaz kılmayan, aynı zamanda kendine zulmeder. Çünkü, insanda inkişaf etmeyi bekleyen, serpilip gelişmeyi, mükemmel hale gelmeyi bekleyen pek çok duygu ve kabiliyet vardır. Bütün bunların gelişip yararlı hale gelmesini Allah ibadete bağlamıştır.

Hz. Ömer’in Namaz Hassasiyeti

Hz. Ömer halifedir ve mescidde namaz kıldırmaktadır. Münafık da arkasında saf bağlamıştır. Hz.Ömer’in rükua eğilmesini fırsat bilerek, hançeriyle onu delik deşik eder. Sırtından giren hançer darbeleri karnını parçalamış ve iç organları dışarıya çıkmıştır. Tabipler nabzına el koymuşlar ve Seyyid Hamza’nın dediği gibi: Artık bu dert onulmaz, bu yaraya derman bulunmaz demişlerdir. Ömer ra ızdırapla kendinden geçmiştir. Fakat bir taraftan namaz vakti de geçmektedir. O’nu uyandırmaya çalışırlar fakat muvaffak olamazlar. Ancak, Suheyb-i Rumi’nin: “Emir-el mü’minin namaz vakti geçiyor” ikazı üzerine “Hâ kalktım” diyerek doğrulmaya çalışır. Ömer de ecelle pençeleşirken “Namaz namaz” nağmesini terennüm ediyordu. Zira o da ömrünü namazla süslemiş, “Namaz” demiş bezme girmiş ve şimdi ölürken de aynı şeyleri söylüyordu.
Das Gebet

Geri Bildirim

Dieses Formular wurde gelöscht oder ist nicht verfügbar.